Göle’de etkili olan yoğun yağışların ardından şebeke suyu çamurlu ve bulanık akmaya başladı. Bu tablo, Göle ve Ardahan genelinde yıllardır süregelen su sorununu bir kez daha acı bir şekilde yüzümüze vururken, o haklı soruyu yeniden gündeme getirdi: “Bu su, neden bir yağmurda bile kullanılamaz hale geliyor?”

https://youtube.com/shorts/Lg261apVdK4?si=gJOUH_i4VexNWoCg Göle’de Su Değil, Çile Akıyor Göle Belediyesi, içme suyu altyapısına yönelik kalıcı çözümler için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile görüşmelerin sürdüğünü ve belediye ekiplerince arıtma ve onarım çalışmalarının yürütüldüğünü belirtiyor. Tabii ki bu çaba değerlidir ve olması gerekendir. Ancak asıl mesele ve acı olan, tam da burada başlıyor: Bu ilçe bu sorunu ilk defa yaşamıyor. Bir Yağmurda Neden İçme Suyu Çamura Bulanır? Ortada sıradan bir arıza veya geçici bir su kesintisi yok. İnsanların evlerinde içmesi, kullanması gereken şebeke suyu, her sağanak sonrası gözle görülür şekilde çamura bulanıyor. Peki, sormak gerekiyor: İçme suyu kaynakları, depolar ve isale hatları neden bir yağmurdan bu kadar kolay etkileniyor? Coğrafyamız belli, iklimimiz ortadadır. Biz, yılın ortalama 7-8 ayı kış koşullarının hâkim olduğu sert bir coğrafyada yaşıyoruz. Burası Akdeniz ya da Ege değil ki aniden bastıran bir yaz yağmuruna şaşırılsın. Yılın büyük bölümünü kış şartlarında geçiren bir yerde, her yağmurda altyapının çökmesi ve şebekeye çamur karışması kabul edilebilir bir durum değildir. Eğer sel suyu doğrudan içme suyu kaynaklarına rüsubat taşıyabiliyorsa, burada sadece o günkü yağış değil; su kaynaklarının korunmasızlığı ve altyapının yetersizliği sorgulanmalıdır. Üstelik geçmişte de benzer felaketler yaşandı; örneğin 2024 yılında Gedik Köyü hattında sel nedeniyle büyük hasar oluştuğu açıklanmıştı. Bugün yaşanan tablo beklenmedik tek seferlik bir kaza değil, aksine kalıcı çözüm bekleyen derin bir altyapı sorunudur. Halk, her seferinde mağduriyetiyle baş başa kalmaktan yorulmuştur. Sorunun Muhatabı Kim? Şebeke suyunun temini, depolanması, dağıtımı ve altyapının işletilmesinde Göle Belediyesi ve Ardahan Belediyesi en temel sorumlu kurumlardır. Mevzuat, bu sistemlerin belirli teknik kurallarla yürütülmesini öngörür. Genel çerçevede bakıldığında; Göle Belediyesi, Fen İşleri Müdürlüğü, DSİ 24. Bölge Müdürlüğü, kırsal altyapı koordinasyonunu sağlayamayan İl Özel İdaresi ve ildeki teknik amirler bu tablonun sorumlularıdır. Suyun halk sağlığı açısından denetlenmesi ve numune süreçleri ise Sağlık Bakanlığı teşkilatı ve Ardahan İl Sağlık Müdürlüğü’nün görev alanındadır. Yani ortada herkesin sorumluluğu birbirine atabileceği gri bir alan yoktur. Belediyeler altyapıdan, ilgili sağlık birimleri ise denetimden sorumludur. Lakin konumuzun özü şudur: Halk hesabını sormadıkça, ne kurumlar denetim mekanizmalarını çalıştırır ve imkan sağlar ne de yerel yönetimler masaya kalıcı bir çözüm koyar. Sivil Toplum Kuruluşlarımız Peki, bu temel sorunlar karşısında kamuoyu ve sivil toplum kuruluşları ne yapıyor? Uzun bir sessizliğin ardından, özellikle Göle Dernekler Federasyonu’nun su sorununa dair tepki açıklaması yapması kamuoyunda bir hareketlilik yarattı. Kıymetlidir, olması gereklidir. Lakin sormazlar mı; festival sürecinde belediyeyle gerilim yaşanmadan önce Göle’nin bu sorunları yok muydu? Yıllardır görev başındayken sorunlara sahici bir tepki, kalıcı bir çözümün paydaşı olamazken şimdilerde mi böyle radikal tepkiler vermek aklımıza geliyor? Diğer tarafta, "Yok sayıldık" diye çok ciddi bir tepki gösterip, protesto edip haber yaptıktan sadece dört saat sonra kendisini yok sayanlarla protokolde boy gösterip hiçbir şey olmamış gibi halay çeken İstanbul Göle Derneği var ki, onlardan zaten ses çıkmıyor. Ardahan Kültür Evi’nin ise Ardahan’a dair bir şey üretmediği malumdur; o nedenle ayrıca söz etmeye bile gerek yok. Göle Elden Gidiyor: Sadece Su mu Sorunumuz? Göle’nin kanayan yarası sadece susuzluk veya çamurlu akan şebeke suyu değildir. Bölge halkının can damarı olan tarım ve hayvancılık bugün can çekişmektedir. Teşvik ve hibe adı altında halka dokunmayan, sadece halihazırda sermayesi olanları zenginleştiren projeler sunulmakta, bölgeyi kalkındıracak sahici adımlar atılmamaktadır. Göle’nin ciğerleri olan ormanlar gözümüzün önünde acımasızca katledilmektedir. Geleceğimiz elimizden alınmaktadır. Ve hepsinden öte, kapımızda bekleyen çok daha korkunç bir tehdit var: Taş ocakları ve topraklarımızı zehirleyecek olan siyanürlü altın madeni riski! İliç’te yaşanan o büyük felaketin bir benzerinin bu topraklarda yaşanmayacağının garantisini kim verebilir? Siyanür demek; toprağın ölmesi, suyun zehirlenmesi, hayvancılığın ve yaşamın bitmesi demektir. Tüm bu yaşananlar, göç sıralamasında her daim en üstlerde yer alan coğrafyamızın gün geçtikçe eriyip gitmesinden başka bir anlama gelmemektedir. Yıllardır çözülmeyen bu sorunlar karşısında artık kulaklarımızı tıkama, meseleleri halı altına süpürme lüksümüz kalmamıştır. Göle’nin suya da, adalete de, sahici bir sahip çıkılmaya da acilen ihtiyacı vardır!
Benzer Videolar