Kurtuluşu Kutlayan Göle, Bugün Memleketine Sahip Çıkabiliyor mu?
30 Eylül… Göle’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 106. yıl dönümü.
Çarşamba günü Göle’de Cumhuriyet Meydanı’nda, İstanbul Esenyurt’ta ise gurbetin ortasında Göle’nin kurtuluşu için insanlar bir araya geldi. Özellikle Esenyurt’taki buluşmada Gölelilerin yoğun katılımı dikkat çekti. Siyasetin farklı kesimleri, sivil toplum örgütleri ve toplumun farklı çevreleri aynı etkinlikte yan yana geldi.
Öyle ki bir salon daha olsaydı, onu da dolduracak ciddi bir katılım vardı. Bu tablo, Gölelilerin memleketine, tarihine ve birbirine olan ilgisinin hâlâ olduğunu gösteriyor.
Fakat tam da burada başka bir soru ortaya çıkıyor:
Bu kadar Göleli bir araya gelmişken, gecenin ve kutlamanın kendisinde neden Göle’yi daha fazla göremiyoruz?
Bir kurtuluş gecesinde insan; Göle’nin tarihini, kültürünü, insanını ve hafızasını görmek istiyor. Çünkü 30 Eylül sıradan bir eğlence gecesi değil; Göle’nin işgalden kurtuluşunu anlatan tarihsel bir gün. Böyle bir gecenin merkezinde de Göle’nin kendi hikâyesinin olması gerekiyor.
Programda Azerbaycan tandanslı bir tiyatro gösterisi, halk oyunları, Kafkas gösterisi, semazen ve zeybek vardı. Ön planda olan, dışarıdan getirilen sanatçılar vardı.
Bu tablo bana yıllar önce Ardahan Kültür Evi’nin açılışını da hatırlattı. O gün de “Oy Nurcan’ım Nurcan’ım” gibi Karadeniz ezgileri çalınıyordu. Aradan bunca yıl geçmesine rağmen, memleketimizin kültürel etkinliklerinde kendi hikâyemizi, kendi sanatımızı ve kendi yerel değerlerimizi merkeze alma konusunda çok fazla şey değişmemiş gibi görünüyor.
Farklı kültürlere ve sanatlara elbette karşı değiliz. Ancak Göle’nin kurtuluş gecesinde,
Çünkü kendi hikâyemizi anlatmadığımızda, zamanla o hikâyenin kendisini de kaybediyoruz. Üstelik bugün teknoloji çağındayız. Bir tuşa basarak yüzlerce bilgiye ulaşabiliyoruz. Buna rağmen Göle’nin tarihini bulmak, bazen Göle’nin tarihini anlatmaktan daha kolay hâle gelmiş durumda.
Daha da düşündürücü olan şu:
Özellikle Rus işgali döneminde halk arasında örgütlülüğü sağlayıp işgale karşı direnen Arpaşen’li,Varginis’li,Plumorlu,Tarihsel şahsiyetlerin torunları, hatta torunlarının torunları yıllardır çeşitli derneklerde yöneticilik ve başkanlık yapan insanlar. Yani tarih bize uzak değil; yanı başımızda.
Buna rağmen kendi geçmişimizi sahneye taşımakta zorlanıyorsak, burada yalnızca bir program eksikliğinden değil, kültürel hafızayla kurduğumuz ilişkiden de söz etmek gerekiyor. Göle’yi anlatmak yalnızca “Göle” demekle olmuyor; türküsünü, hikâyesini, sanatçısını, yazarını, direnişini, köyünü ve insanını görünür kılmak gerekiyor.
Temsil meselesi
Gecede dikkat çeken bir başka konu da temsildi.
Ardahan milletvekillerinin ve Ardahanlı birçok siyasi ismin programda yer almaması dikkat çekerken, farklı memleketlerden milletvekilleri ve siyasi isimlerin programa katılması ayrıca düşündürücüydü. Elbette herkesin programı, mazereti ve katılamama gerekçesi olabilir. Buradaki mesele kişileri hedef almak değil.
Mesele, Göle açısından tarihsel anlam taşıyan bir günde temsilin nasıl göründüğü. Çünkü temsil yalnızca bir salonda bulunmak değildir; bir şehrin tarihine, hafızasına ve insanlarına verilen değeri de görünür kılar.
Birlik meselesi
Bir başka mesele ise yıllardır karşımıza çıkan dernekler arası ayrışmalar.
Bir yanda birlik çağrıları, diğer yanda aynı gecede yaşanan tepkiler ve ayrılma tartışmaları… Hemen ardından yeniden bir araya gelmeler…
Toplum artık bu döngüyü yabancı görmüyor.
Oysa yüzlerce, hatta binlerce insanı aynı etkinlikte buluşturabiliyoruz. Demek ki toplumun bir araya gelme isteği ve memleket duygusu var. Eksik olan, bu enerjiyi ortak bir akla ve ortak bir çalışmaya dönüştürebilmek.
Belki de artık her etkinlikte yeniden “birlik ve beraberlik” demek yerine, neden birlikte hareket edemediğimizi konuşmanın zamanı geldi.
Çünkü mesele yalnızca bir gecenin nasıl organize edildiği değil. Göle’nin bugününe ve geleceğine nasıl sahip çıkacağımız da burada başlıyor.
Peki bugün Göle’ye nasıl sahip çıkıyoruz?
30 Eylül’de geçmişte işgalden kurtarılan topraklar için kutlama yapılıyor.
Suyumuz, toprağımız, meramız ve köylerimizin geleceği gündeme geldiğinde siyasetçiler, belediyeler, kamu kurumları, sivil toplum örgütleri ve yurttaşlar aynı duyarlılık etrafında buluşabiliyor mu? Yoksa memleket meselelerinde yalnızca kutlama günlerinde mi yan yana geliyoruz?
Bence asıl konuşmamız gereken yer burası
Çünkü bir memleketi sevmek, yalnızca onun kurtuluş gününü kutlamakla sınırlı olamaz. Ormanını korumayı, suyuna ve toprağına sahip çıkmayı, merasını savunmayı ve çocuklarına yaşanabilir bir gelecek bırakmayı da gerektirir.
106 yıl önce bu toprakların işgalden kurtuluşunu mümkün kılan şey, insanların yaşadıkları yere sahip çıkma iradesiydi. Bugün bizim sorumluluğumuz farklı olabilir ama özü aynı:
Göle’yi geleceğe taşıyabilmek
Bu yüzden 30 Eylül’ü yalnızca geçmişte neyi başardığımızı hatırladığımız bir gün olarak değil, bugün Göle için ne yaptığımızı sorguladığımız bir gün olarak da düşünmeliyiz.
Daha çok Göle. Daha çok tarih. Daha çok kültür. Daha çok kendi sanatçımız, kendi hikâyemiz ve Göle’nin bugünkü gerçek sorunları…
Ormanıyla, suyuyla, toprağıyla, merasıyla ve geleceğiyle
30 Eylül gecesi salonlar doldu, insanlar bir araya geldi, programlar yapıldı ve kutlamalar sona erdi. Şimdi geriye daha önemli bir soru kalıyor:
106 yıl önce kurtarılan Göle’yi, 106 yıl sonra gelecek kuşaklara nasıl bırakacağız?
Belki de bundan sonraki kurtuluş günlerinde yalnızca geçmişte neyi başardığımızı değil, bugün neyi koruduğumuzu da konuşmalıyız.
Çünkü Göle’yi gerçekten seviyorsak, yalnızca onun kurtuluşunu anlatmayacağız.
Göle’nin kendisini de savunacağız
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.