Erkan Baş’ın Sözleri Ne Söylüyor, Biz Neyi Iskalıyoruz?
Bu ülkenin gündem hızı, insanı kendi gerçeğine yabancılaştırıyor. Sabah evden ekmek kavgasıyla, geçim derdiyle çıkarsınız; yolda telefona bir bakarsınız ki ansızın bir tartışma patlamış, memleket ayağa kalkmış. Bir anda asıl derdimizden, bizi can evimizden bağlayan o esaslı sorulardan kopartılıp, bir rüzgardır ki savrulup dururken buluruz kendimizi.
İçinden geçtiğimiz günlerde Erkan Baş’ın çok tartışılan sözleri ve sonrasında getirdiği "açıklama" da tam olarak bu savrulmanın bir tezahürüydü.
Ancak mesele sadece o sözlerin kendisi değil. O sözlerin ardından, sanki birileri düğmeye basmış gibi ardı ardına yayınlanan o basmakalıp tepki mesajları... Açıkçası bu refleksler artık “ezbere” ve sadece “yapılmak için yapılıyor” dedirtiyor insana.
Kuşkusuz, verilen tepkilerde yer aldığı gibi; toplumu ayrıştıran değil, birleştiren bir dile ihtiyacımız var. Ancak buradaki temel yanılgı, bu birleştirici iklimin sadece kelimelerle inşa edilebileceğini sanmaktır. Mesele sadece dilimizi dönüştürmek değil; bu dili var edecek, arkasında duracak köklü bir zihniyeti kurabilmek ve toplumsallaştırabilmektir.
Eğer niyetimiz bağcı dövmek değil de üzüm yemekse, şu yaklaşımı bilince çıkarmak durumundayız: Erkan Baş’ın o sözleri nasıl bir bakış açısının ürünüydü?
Kabul edelim ki, o söylemler DEM Parti’nin siyasal ve toplumsal gerçekliğinden kopuk ele alışlardı. Sonrasındaki “açıklık getirme” yazısı da bir şeyi değiştirmiyor; çünkü asıl konuşulması gereken, o sözleri söyleten o kopuk bakış açısının kendisidir.
Bu bağlamda asıl sormamız gereken sorular var: Demokratik Cumhuriyet inşasında nasıl bir ittifak geliştirebiliriz? Halkları yan yana getirecek, yaraları saracak sahici bir toplumsallığı nasıl örebiliriz?
Bugün gündemi belirlemesi gereken ve siyasetin üretmesi gereken asıl şey, bu can alıcı sorulara yanıt oluşturan bir söz ve eylem bütünlüğüdür.
Sadece kınamanın ve ezber tepkilerin getireceği şey; zaten geçim derdiyle, ekonomik ve sosyal krizlerin altında ezilen, burnundan soluyan kitlelerin gerginliğine odun taşımak olabilir.
İşte tüm bu gereklilikleri es geçip, toplumsal sorunlarla gündem belirleyemeyip, sadece polemik yaratacak sözlerle gündemde kalmanın çarpıklığını masaya yatırmak zorundayız.
Toplumsal duyarlılık gereği sorumluluğumuz var. Bu sorumluluğumuz gerginliklere isteyerek ya da istemeyerek katkı sunmak yerine, Cumhuriyetin demokratik dönüşümüne katkı sunmaktır.