GELECEĞİNİ ARAYAN ŞEHİR: ARDAHAN..
70 yıl önce Türkiye'nin çok partili siyasal yaşama geçişi, demokratik gelişmemiz adına kuşkusuz ileri bir adımdı.
Ama ne yazık ki, bu yeni dönem, aynı zamanda; denge-denetleme mekanizmasına dayalı, kamu ve özel sektörün paydaşı olduğu 'karma ekonomi ve planlı kalkınma' esasına dayalı olan yönetim modelinden, serbest piyasacı ve fakat topyekûn dışa bağımlı/ithal ikameli kapitalist bir sisteme geçildi.
Çok partili dönemin ilk hükümeti DP (Demokrat Parti) elitleri: bize plan değil, pilav lazım' diyerek, bugünkü vurgun/talan ve rant ekonomisinin temellerini atıllar.
Devamında, ANAP'tan AKP'ye evrilen süreçte, bu neo-liberal iktisadi model marifetiyle; topraktan ve üretimden kopartılan ve çiftçilik dışında hiçbir mesleği olmayan milyonlarca insan, adeta kırdan kente göçe teşvik edildiler!
Plansız göçün ve çarpık kentleşmenin cenderesindeki geniş halk yığınları; tutundukları kent çeperlerinde, ne köylü kalabildiler ne de şehirli olabildiler!
Türkiye toplumunun nerdeyse üç kuşağı, iradeleri dışında kendilerine dayatılan travmanın mağduru oldular..,
İşte Ardahan (evveliyatında Kars vb. Anadolu şehirleri), bu mağduriyet skalasının en tepesindeki şehirdir.
Merkezinde 30, köylerinin toplamıyla nufüsu bugün 90 bine inmiş ve aslında bunun 9 katını göçe kaptırmış 'eksik, hüzünlü ve gönlü yaralı' bir şehirdir Ardahan, aynı zamanda.
Bu 'küçük ve mahzun şehir', tam 34 yıldır; ele-güne karşı dik durmaya, metropollerde düşmanına göstermediği yarasını sarmaya, rüştünü ispatlamaya çalışıyor, on yıllardır..
Yüzbinlerce evladını gurbetin soğuk kollarına veren aynı Ardahan: her seçim döneminde çaresizliğinin havliyle, arkasında hizalandığı partilerden de umduğunu bulamamış, bezgin ama öfkeli bir şehirdir de.
Bilmiyorum, şunun da farkında mıdır Ardahan: birçok alanda olduğu gibi, herşeyin rakamlara indirgendiği, niteliğin ise ele-ayağa düştüğü bu dönemde Türkiye'deki 209 üniversiteden biri de 18 önce Ardahan'da kuruldu..,
Tıpkı diğerleri gibi, Ardahan üniversitesi de, kendi ilinin sorunlarının çözümüne ışık olacak önderliği gösteremedi.
Çünki, Artık herkes de biliyor ki;
Günümüz üniversiteleri, işsizlik sorununun kamufle edildiği 'sosyal otopark' alanı olarak işlev görmektedir, artık.
Umberto Eco, bu gerçekliği şöyle temellendiriyor: sistem, istihdam yaratmadığı genç nüfusu sokaktan uzak tutmak ve işsizlik oranlarını düşük göstermek için, gençleri üniversitelerde oyalamaktadır.
Ve tarihin hiçbir döneminde 30 yaşına kadar insanların üniversitede tutulduğu görülmedi.
Yukarıda ardahan'a dair söylediklerimiz, aslında bir Türkiye fotoğrafının da tarifidir.
Öyleyse bu yazının ana temasına ilişkin asıl soruyu da soralım: Ardahan'ın kurtuluş reçetesi nedir!?
Elbetteki bu reçete, mevcut saray rejiminin 'yoksuldan çatır-çatır aldığı vergiyi, zengine transfer eden' neo-liberal politikalarının içinde aranmamalı.
Kars ve ardılı Ardahan'ın (ve tüm yoksul bırakılmış illerin) , tam 100 yıldır bu devletin bütçesinden alacağı vardır!
İşte sosyal devletin, yurttaşına karşı anayasal sorumluluklarından biri de; insanca yaşamaya değer, ülkenin toplumsal refahını temin etmek ve bunun gerektirdiği planlama ve kamusal yatırımlara önderlik etmektir.
Bu bağlamda olmak üzere;
Herkes farkında ve biliyor ki: Ardahan, Türkiye sofralarını doyuracak yeterlilikte hayvansal potansiyele sahip emsalsiz bir coğrafyadır.
Havası, suyu, toprağı ve sınırsız platolarıyla Ardahan zaten organik tarımın ve hayvansal ürünlerin doğal üretim havzadır. Bu özelliğiyle de Doğu Anadolu'nun rol model laboratuvarıdır.
Dahası;
Gölü, Sarıçam ormanları, kristal karı, endemik bitki çeşitliliği, kale ve kiliseleriyle sahip olduğu tarihsel zenginliği, Kafkas arısı, ancak kendine has olan kazı, yöresel gastronomisiyle de zaten çoklu bir çekim merkezidir Ardahan.
Halkımız, devletinden ve yöneticilerinden bekliyor ve istiyor ki;
Genel ve yerel yönetimlerin eşgüdümünde, sivil toplum kuruluşlarının ve üreticilerin ortaklaşmasıyla; hayata geçirilecek üretici birlikleri üzerinden Ardahan kendi küllerinden doğup maküs talihini artık yensin!
Eğer niyetimiz;
Şehrimizin ve evlatlarımızın geleceği için bir 'ortak iyi'de buluşmaksa: herkes bu ortak payda için gerekli olan bu yeni dili ve yolu örmek adına elini taşın altına koymalı artık!
Ve herkesi,
Bu memlekete olan vicdan borcunu ödemeye davet ediyorum!
Asım Karabacak
Sivil aktivist