Mührü Olan Ama Yetkisi Olmayan Makam: Muhtarlık
Türkiye’nin en köklü makamlarından biri… Kapısında tabela, masasında mühür, duvarda bayrak, çekmecede karbon kâğıdı… Ama ortada iş yok. Evet, muhtarlıktan bahsediyoruz.
Bir zamanlar köyün aklı, mahallenin hafızası, devletle vatandaş arasında köprü olan bu makam; bugün adeta nostaljik bir dekor, resmi bir hatıra eşyası gibi duruyor. Varlığı var, fonksiyonu yok.
Eskiden muhtar demek; köyün derdini bilen, devlet kapısında sözü geçen, sözü dinlenen kişi demekti. Şimdi ise çoğu yerde muhtar demek; seçim zamanı ailesi kalabalık olan, seçimden sonra ise kahvede sandalyesi sabit olan kişi demek.
Çünkü artık muhtarlığın yaptığı neredeyse bütün işler e-Devlet üzerinden yapılıyor.
İkametgâh mı? e-Devlet.
Nüfus kayıt örneği mi? e-Devlet.
Askerlik belgesi mi? e-Devlet.
Sabıka kaydı mı? e-Devlet.
Muhtarın mührüne ihtiyaç kalmadı ama muhtarlığın bütçesine hâlâ ihtiyaç var. İşte asıl ironimiz burada başlıyor.
Devlet, dijitalleşme çağında işlemleri sanal ortama taşımış; ama muhtarlık makamı hâlâ fiziksel olarak maaş alıyor. Yani sistem dijital, yük analog.
Daha trajikomik olanı ise şu:
Muhtarlık seçimleri çoğu yerde bir demokrasi yarışından çok, feodal bir güç gösterisine dönmüş durumda. Bilgili olan değil, ailesi kalabalık olan kazanıyor. Köyün sorunlarını dile getirebilecek cesareti olan değil, “Tamam valim, emredersiniz kaymakamım” diyebilecek uyumlu profil tercih ediliyor.
Bir dilekçeyi düzgün yazamayan, köyünün yolunu, suyunu, elektriğini gündeme taşıyamayan ama resmi törenlerde en önde duran bir figür…
Adeta yerel bir protokol aksesuarı.
Köyde yol çöker, su kesilir, internet yoktur, okul kapanır…
Ama muhtarlık binasının camı tertemizdir.
Çünkü içeride iş yapılmaz, görünürlük yapılır.
Devletle vatandaş arasında köprü olması gereken makam, çoğu yerde devletle fotoğraf arasında çerçeveye dönüşmüş durumda.
Ve bu tablo artık sadece komik değil, ekonomik olarak da sorgulanır hale geldi.
Bugün Türkiye’de binlerce muhtarlık var. Her biri kira, elektrik, su, maaş, gider demek. Ama karşılığında yapılan işlerin yüzde doksanı zaten sistem üzerinden otomatik yürüyor. Geriye kalan yüzde on ise çoğu yerde zaten yapılmıyor.
Muhtarlık makamı, fonksiyonunu yitirmiş ama maaşını koruyan nadir kurumlardan biri olarak tarihe geçiyor.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Mührü olan ama yetkisi olmayan bu makam, gerçekten gerekli mi?
Yoksa sadece alışkanlıklarımızın, “hep vardı” refleksimizin ve yerel güç dengelerinin bir ürünü mü?
Dijitalleşen bir ülkede, analoğu yaşatmanın adı gelenek değil, israf olabilir.
Ve belki de muhtarlık, görevini tamamlamış bir makam olarak, onurlu bir emekliliği hak ediyordur.