Bir önceki yazımda, Çok Uluslu Şirketlerin (ÇUŞ) emperyalist sistem içerisindeki ilişki ve çelişkilerinin röntgenini çekmiştik. Emperyalizmin kendi krizini yeni-sömürge ülkelere ihraç ettiği bu süreçte; kapitalizmin bu ülkelerdeki gelişimi, görece yaratılan nispi refah ve işbirlikçi burjuvazinin uluslararası pazarda yer edinmesi, dönemin kendine özgü dinamikleridir.
Örneğin; Sabancı Holding’in, DuPontSA bünyesindeki %50 DuPont hissesinin tamamını satın alarak şirketin tek sahibi olması bu duruma somut bir örnektir. DuPontSA; polyester iplik, elyaf ve hammadde alanındaki üretim teknolojisi, patent ve marka haklarıyla Avrupa, Rusya, Ortadoğu ve Afrika pazarlarında tek yetkili lisans sahibi olmayı sürdürmektedir. Yıllık 1 milyar doları aşan cirosuyla Avrupa lideri konumunda olan şirket; İngiltere, Almanya ve Türkiye’deki (Adana, Kurtköy, İnegöl) tesisleriyle devasa bir üretim kapasitesini kontrol etmektedir.
İşbirlikçi burjuvazinin, özellikle emek-yoğun ve enerji maliyeti yüksek (demir-çelik gibi) sektörlerde sermaye biriktirerek etkin rol alması, yeni-sömürgecilik ilişkilerinin güncel karakterini yansıtmaktadır. Ancak bu gelişmeler, emek-sermaye arasındaki temel çelişkiyi ortadan kaldırmamakta, aksine derinleştirmektedir:
1. Üretim Devleşirken İşçinin Payı Neden Küçülüyor?
ÇUŞ’ların dünya GSYH’sinin %34’ünü üretip istihdamın sadece %23’ünü sağlaması tesadüf değildir; bu, sermaye yoğunlaşmasının doğrudan bir sonucudur. Şirketler, teknoloji ve otomasyonu kullanarak daha az işçiyle daha fazla değer üretmektedir. Elde edilen bu devasa artı-değer, işçinin ücretine değil, doğrudan sermayenin kâr hanesine yazılmaktadır. İşçiler için bu tablo; daha fazla işsizlik tehdidi, daha yoğun çalışma temposu ve yaratılan zenginlikten alınan payın sistematik olarak azalması demektir.
2. Küresel Değer Zincirleri: Sömürünün Küreselleşmesi
Metinde geçen “üretimin parçalanması” ve “dikey/yatay modeller”, aslında sömürünün küreselleşmesidir. Üretimin farklı ülkelere yayılması, sermayenin “sendikanın en zayıf, asgari ücretin en düşük olduğu” bölgeyi seçme stratejisidir. ÇUŞ’lar, ulusal sınırları aşarak dünya işçilerini bir “maliyet yarışı”na sokmakta; bu da emeği ucuzlatırken işçilerin ortak bir paydada birleşmesini zorlaştırmaktadır.
3. Teknoloji Transferi, Yeni Bağımlılık mı?
“Teknoloji transferi” ve “dolaylı etkiler” olarak sunulan süreç, aslında yerel ekonomilerin dev şirketlerin birer “yan sanayisi” haline gelmesidir. Yerli KOBİ’ler, ÇUŞ’lerin insafına kalmış, kar marjları bu devler tarafından dikte edilen atölyelere dönüşmektedir. Bu durum, yerel işçilerin de dolaylı olarak küresel sermayenin boyunduruğu altına girmesine ve yerli sermayenin işçi üzerindeki baskıyı artırarak bu zincire eklemlenmeye çalışmasına neden olur.
4. Pazar Kavgasının Bedeli: İşçiye Savaş, Şirkete Kâr
İran, Çin ve Rusya eksenli gerilimler, emperyalizmin kaçınılmaz sonucudur. Küresel üretim ağları doyma noktasına ulaştığında, sermaye “barışçıl” rekabeti terk ederek askeri saldırganlığa yönelir. Bugün tanık olduğumuz vekalet savaşları, emperyalizmin derinleşen krizinden kaynaklanmaktadır. 1929 krizinden sonra Hitler gibi faşist figürlerin yükselmesiyle, bugün Trump ve benzeri liderlerin iktidara gelişi arasındaki benzerlik tesadüf değildir; bu iktidarlar bizzat emperyalist odaklarca tercih edilmektedir.
İran ve Çin kuşatması, hammadde yollarına ve ucuz işgücü pazarlarına hükmetme kavgasıdır.
Lula veya Traoré gibi liderlerin çıkışları, sömürü düzenine karşı biriken halk öfkesinin yansımasıdır. Ancak asıl tehlike, bu pazar kavgasının bedelinin işçiler tarafından canıyla (savaş) ve ekmeğiyle (ekonomik kriz) ödenmesidir.
Sonuç: İşçilerin Alternatifi Komünler – Meclisler?
Sermaye küreselleştiyse, emeğin mücadelesi de küreselleşmelidir. ÇUŞ’lar dünyayı bir örümcek ağı gibi sararken, işçilerin sadece ulusal sınırlar içinde hak araması yetersiz kalmaktadır. Yerel direnişler, siyasal bir perspektifle birleşmedikçe sönümlenmeye mahkûmdur. Finans oligarşisinin elinde savaş aygıtına dönüşen bu devasa üretim gücü, ancak planlı bir halk ekonomisiyle insanlık yararına kullanılabilir.
Savaşlara ve kölelik zincirlerine karşı tek çözüm: İşçilerin birliği ve halkların kardeşliğidir! Sermaye ne kadar “çok uluslu” ise, emekçilerin kavgası da o kadar enternasyonal olmalıdır. Üretim zincirini stratejik noktalardan kıracak, iktidar perspektifine sahip Komünler – Meclisler gibi öz örgütlülükler üzerinden üretim zincirini kıran, stratejik alanlarda örgütlenen ENTERNASYONALİ örgütlemeliyiz.Uluslararası bir örgütlülük tek kurtuluştur.
Av.İsmail Topkaya
GENEL
Az önceSPOR
Az önceSPOR
Az önceGENEL
Az önceSPOR
Az önceGÜNDEM
Az önceGENEL
Az önce
1
İmamoğlu: Her sesin özgürlüğünde yaşıyor Cumhuriyet
3045 kez okundu
2
İşe alımlarda skandal 'rüşvet' iddiası! AKP’lilere parayı getir, işi kap
2826 kez okundu
3
İzmir BB. yolsuzluk davasında 5 tahliye!
2822 kez okundu
4
Şırnak'ta ayakkabının içinde bulundu: Değeri 60 daire ediyor
2656 kez okundu
5
Firuz Mutlu Apartmanı davası ertelendi
2432 kez okundu