13 Ocak 2026 Salı
Başkan Demir, 11 Ocak 2026 tarihinde geç saatlerde görev başında bulunan belediye personeline yönelik yapılan müdahalenin kabul edilemez olduğunu ifade etti. Belediye çalışanlarının zor hava ve çalışma koşullarına rağmen kentin temizliği, düzeni ve halk sağlığı için büyük bir özveriyle görev yaptığını vurgulayan Demir, emekçilere yönelik her türlü hoşgörüsüz ve kaba tutumun kendilerini derinden üzdüğünü söyledi.

Belediye Başkanı Faruk Demir açıklamasında, kurumun en üst amiri olarak ve halkın oylarıyla seçilmiş bir belediye başkanı sıfatıyla, görevlerini yerine getirirken zorluklarla karşılaşan tüm çalışma arkadaşlarının her zaman yanında olduğunu özellikle ifade etti.
Ağır kış şartları altında sorumluluklarını yerine getirmeye çalışan belediye personeline yönelik olumsuz tutumların asla kabul edilemeyeceğini belirten Demir, “Belediyemiz çalışanlarının emeğine, onuruna ve güvenliğine yönelik hiçbir olumsuz müdahaleyi kabul etmemiz mümkün değildir” dedi.
Yaşanan olayın sonuna kadar takipçisi olacaklarını kamuoyuna saygıyla duyuran Başkan Demir, belediye emekçilerine yönelik her türlü saldırı ve baskıya karşı kararlı duruşlarını sürdüreceklerini vurguladı.
Sykes–Picot yalnızca haritaların yeniden çizilmesi değildi. Halkların iradesinin yok sayıldığı, toplumsal gerçekliğin cetvelle parçalandığı bir siyasal mühendislik projesiydi. Osmanlı İmparatorluğu parçalanırken İngiltere ve Fransa kendi çıkarlarına göre sınırlar çizdi; Kürtler başta olmak üzere bölgenin kadim halkları bu yeni düzenin dışında bırakıldı. Ortaya çıkan ulus-devletler ise “tek millet, tek dil, tek kimlik, tek mezhep” anlayışı üzerine kuruldu.
Bu düzenin bedelini kim ödedi? Kürtler, Aleviler, Süryaniler, Araplar ve diğer halklar. Ya asimilasyona zorlandılar ya da baskı altına alındılar. İçeride inkâr ve bastırma, dışarıda ise parçalama siyaseti esas alındı. Bugün yaşanan iç savaşlar, kimlik krizleri ve dış müdahaleler, aslında bu tarihsel yanlışın gecikmiş sonuçlarıdır.
Tam da bu zeminde, 21. yüzyılın başlarında Kürt siyasal hareketi yeni bir fikirle ortaya çıktı: demokratik ulus. Bu, klasik ulus-devlet modeline yöneltilmiş köklü bir itirazdı. Ulusu tek bir etnik kimlik ya da tek bir dil üzerinden tanımlamak yerine; hakların, özgür iradenin ve gönüllü birlikteliğin oluşturduğu bir ortak yaşam olarak ele alıyordu. Ulus artık bir sınır çizgisi değil; kültürlerin, dillerin ve yaşam biçimlerinin bir aradalığıydı.
Kürtler dört ayrı devlete bölünmüş olmalarına rağmen, kendilerini tek bir demokratik ulus perspektifiyle tanımladılar. Asıl hedef; demokratik ulus ile merkeziyetçi devleti aşındırmak, siyaseti topluma yaymak ve halkı edilgen bir nesne olmaktan çıkarıp özne hâline getirmekti.
Demokratik ulus fikri; çok kimlikliliği, eşit kurucu öznelik anlayışını, yerel demokrasiyi, ana dil hakkını ve kadın özgürlükçü siyaseti temel alır. Yukarıdan dayatılan bir düzen yerine, meclisler ve komünler aracılığıyla alttan kurulan bir toplumsallığı savunur.
Bu anlayışın pratik karşılığı en net biçimde Suriye’de görüldü. Devlet yapısı çöktüğünde Kürtler, Araplar ve Süryaniler ayrı ayrı ulus-devletler kurma yoluna gitmedi. Demokratik konfederalizm temelinde ortak bir yaşam inşa edildi. Çok dilli yönetim, eş başkanlık sistemi ve yerel meclisler hayata geçirildi. Bu deneyim, Sykes–Picot düzenine sahadan verilmiş en somut yanıttı.
Türkiye’de ise demokratik ulus fikri hâlâ yeterince tartışılmıyor. Bunun nedeni açık: Bu fikir, üniter ve katı merkeziyetçi devlet anlayışını sarsan güçlü bir potansiyel taşıyor. Görünür olmaktan korkulan şey, halkların birlikte, eşit ve gönüllü bir yaşam kurabilme ihtimalidir.
Bugün DEM Parti’nin programatik hattı ve HDK’nin siyasal pratiği tam da bu zeminde şekilleniyor. DEM Parti bir “Kürt partisi” değil; Türkiye’nin çok halklı, çok kimlikli demokratik dönüşümünü hedefleyen bir siyasal projedir. Yerel demokrasi, ana dil hakkı, eşit yurttaşlık ve kadın özgürlükçü siyaset bu hattın temel taşlarıdır.
Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı da bu tarihsel birikimin doğal bir sonucudur. Aynı dönemde “umut hakkı”nın yeniden tartışılması ve barış ihtiyacının gündeme gelmesi tesadüf değildir. Ancak AKP ve MHP çevrelerinden gelen tehditkâr dil, özellikle SDG’ye yönelik açıklamalar, bu süreci sabote etmektedir. Bu yaklaşım, geçmişin güvenlikçi aklından başka bir şey değildir.
Mecliste kurulan Millî Birlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı rapor da bu zihniyetin sınırlarını göstermektedir. Rapor, barış ve demokratik toplum inşasından çok, sanki 1980’lerin siyasal ikliminde kalmış bir yaklaşımı yansıtmaktadır. CHP demokratikleşme ve hukuk devleti vurgusu yapsa da, ana dil, yerel özerklik ve Kürt sorunu başlıklarında temkinli ve muğlak bir çizgide kalmaktadır. AKP–MHP bloku ise meseleyi hâlâ bir güvenlik sorunu olarak ele almaktadır.
Oysa Kürt sorunu bir güvenlik meselesi değildir; siyasal ve toplumsal bir sorundur. Demokratik çözüm iradesi yok sayıldıkça, siyaset statükoyla oyalanmaya mahkûm olur.
Bugün Orta Doğu dönüşürken, küresel krizler derinleşirken ve Türkiye’de barış ihtiyacı bu kadar yakıcıyken; tekçi, inkârcı ve tehditkâr dilde ısrar etmek yalnızca geleceği ertelemektir. Demokratik ulus, zorla bir arada tutmayı değil, gönüllü birlikteliği esas alır. Gerçek barış ve demokratik toplum da ancak bu zeminde mümkündür.
Mehmet Karadağ
Diyarbakırspor 1968 Kulüp Başkanı, Zana Yapı Yönetim Kurulu Başkanı ve B. Akyol İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Bedirhan Akyol, kentte son günlerde yaşanan kar ve buzlanma tartışmalarına ilişkin açıklamalarda bulunarak, belediyelere yönelik eleştirilere farklı bir bakış açısı getirdi.
Akyol, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere belediyelerin karla mücadele konusunda haksız yere eleştirildiğini ifade ederek, “Bence Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi kar nedeniyle eleştirilmemeli. Bütün belediyeler kayyum dönemlerine kıyasla daha iyi çalışıyor ve hizmet veriyor. Elbette bazı eksikler olabilir ancak bunun dışında belediyelerin samimi ve dürüst bir şekilde çalıştığını görüyoruz” dedi.
Belediyelerin hizmet anlayışında ayrım yapmadığını vurgulayan Akyol, “En önemlisi insanlar arasında fark gözetilmiyor, herkese eşit davranılıyor. Bu da çok kıymetli bir yaklaşım” ifadelerini kullandı.
Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Doğan Hatun ve Eş Başkan Sera Bucak’a da teşekkür eden Akyol, özellikle Halk Ekmek Fabrikası’nın hayata geçirilmesini önemli bir hizmet olarak değerlendirdi. Akyol, “Önemli olan sadece fabrikanın kendisi değil, önceliklerin doğru belirlenmesi ve fakir fukaranın yanında olunmasıdır. Bu anlayış, belediyeciliğin özüdür” diye konuştu.
Açıklamasının sonunda belediye başkanlarına teşekkür eden Bedirhan Akyol, “Belediye başkanlarımıza samimi hizmetlerinden dolayı teşekkür ediyorum. Allah yardımcıları olsun” temennisinde bulundu.
Akyol’un açıklamaları, kentte devam eden karla mücadele ve belediyecilik tartışmalarına yeni bir boyut kazandırdı.
İncesu açıklamasında, Ardahan’daki aşırı soğukların insan sağlığını ve yaşam hakkını doğrudan tehdit ettiğini belirterek, bu koşullarla mücadelenin “zor değil, çok zor” olduğunu söyledi. Bu sorunları ilk kez dile getirmediklerinin altını çizen CHP’li vekil; Meclis soru önergeleri, Genel Kurul konuşmaları ve basın açıklamalarıyla Ardahan için afet bölgesi şartlarının değerlendirilmesi gerektiğini defalarca gündeme getirdiklerini hatırlattı.
“Doğalgaz Ardahan’dan Giriyor, Ardahanlı Pahalıya Kullanıyor”
Açıklamanın en dikkat çeken başlıklarından biri doğalgaz oldu. İncesu, doğalgazın Türkiye’ye Ardahan il sınırlarından girmesine rağmen, Ardahanlı yurttaşların ya doğalgaza erişemediğini ya da en pahalı şekilde kullanmak zorunda bırakıldığını belirterek bunun açık bir adaletsizlik olduğunu söyledi.
CHP’li milletvekili taleplerini şu başlıklarla sıraladı:
İncesu, “Sosyal devlet olmak; zor şartlarda yaşayan vatandaşını görmezden gelmek değil, onun yükünü hafifletmektir” ifadelerini kullandı.
Tarım, Hayvancılık ve Göç Birbirinden Ayrı Değil
Basın bülteninde tarım ve hayvancılık politikalarına da geniş yer verildi. İncesu, tarım ve hayvancılıkla uğraşan yurttaşların sigortalarının devlet tarafından karşılanmasının, işsizliği azaltacağını, hayvancılığı daha verimli hale getireceğini ve göçü önleyeceğini belirtti. Bu yöndeki tespit ve önerilerini raporlar ve Meclis soru önergeleriyle ilgili bakanlıklara sunduklarını ifade etti.
Genç çiftçi ve besicilerin desteklenmesi için çalıştaylar yapılması, yeni programlar geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan İncesu, ithal hayvancılığın bölgenin potansiyelini gölgelediğini ve yöre insanını ekonomik olarak zorladığını da Meclis gündemine taşıdıklarını hatırlattı.
“Göç Ardahan’ın En Yakıcı Sorunlarından Biri”
İncesu, Ardahan’da göçün artık yapısal bir sorun haline geldiğini belirterek, bu konuyu her platformda gündeme getirdiklerini ve çözüm önerilerini Meclis araştırma ve soru önergeleriyle somutlaştırdıklarını ifade etti.
Hoçvan Vurgusu: “İlçe Olana Kadar Takipçisiyiz”
Açıklamada Hoçvan’ın ilçe olması talebi de yeniden vurgulandı. İncesu, bu konuda ilk imza veren milletvekillerinden biri olduğunu belirterek, İçişleri Bakanlığı’na soru önergesi verdiklerini ve Hoçvan ilçe statüsü kazanana kadar konunun takipçisi olacaklarını söyledi.
“Ardahan İçin Mücadelemizi Sürdüreceğiz”
Açıklamasını iktidara açık çağrıyla tamamlayan CHP’li İncesu, “Ardahan’ı ve bu dondurucu soğukta yaşam mücadelesi veren insanlarımızı daha fazla görmezden gelmeyin. Bu bir lütuf değil, haktır” ifadelerini kullandı.
İncesu, “Ardahan için, Ardahanlı için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” diyerek kamuoyuna saygıyla duyuruda bulundu.
L
Hoçvan’ın ilçe statüsüne kavuşması amacıyla Hoçvan Dernekler Federasyonu (Hoç-Fed) tarafından imza kampanyası başlatıldı. Federasyon yetkilileri, kampanyanın Hoçvan’ın geleceği açısından önemli bir adım olduğunu vurguladı.
Kampanya kapsamında vatandaşlar, çevrim içi imza platformu üzerinden kısa sürede destek verebiliyor. Hoç-Fed yönetimi, imza kampanyasına katılımın Hoçvan’ın talebinin daha güçlü bir şekilde ilgili kurumlara iletilmesine katkı sunacağını ifade etti.
Federasyon, kampanyaya destek olmak isteyen herkesi imza vermeye ve çağrıyı paylaşarak daha geniş kitlelere ulaştırmaya davet etti.
İmza kampanyasına aşağıdaki bağlantı üzerinden katılım sağlanabiliyor:
Bölgenin coğrafi konumu ve dağınık yerleşim yapısı, kamu hizmetlerine erişimi oldukça zorlaştırmakta ve eğitim, sağlık, altyapı gibi temel hizmetlerin etkin sunumunu engellemektedir. Hoçvan’ın ilçe statüsü kazanması, kamu hizmetlerinin daha hızlı, eşit ve verimli şekilde yürütülmesine olanak tanıyacak, bu da bölge halkının yaşam standardını önemli ölçüde artıracaktır.
İlçe statüsü yalnızca bir idari değişiklik değil, aynı zamanda Hoçvan halkının toplumsal ve ekonomik kalkınmasına katkı sağlayacak bir adım olacaktır. Bu değişiklik sayesinde, bölgeye daha fazla yatırım çekilebilir ve yerel kalkınma projeleri daha hızlı hayata geçirilebilir. Bu da işsizlik oranını düşürüp ekonomik refah seviyesini yükseltecektir.
İlçe olmanın getireceği idari avantajlar sayesinde, yerel halkın karar mekanizmalarına katılımı artacak ve bu da demokratik katılımı teşvik edecektir. Bu süreç, Hoçvan halkı için daha adil ve katılımcı bir yönetim yapısının önünü açacaktır.
Biz Hoçvan’ı ilçe statüsüne taşıyarak sadece bugünü değil, geleceği de inşa ediyoruz. Hoçvan’ın potansiyelini gerçekleştirebilmesi ve halkının hak ettiği hizmet kalitesine kavuşabilmesi için bu adımı atmamız gerekiyor.
Lütfen bu kampanyayı imzalayarak Hoçvan’ın ilçe olmasına ve bölgemizin hak ettiği değeri kazanmasına katkı sağlayın. Desteklerinizle Hoçvan’ı birlikte ilçe statüsüne taşıyalım!
Hoçvan Dernekler Federasyonu
Yönetim Kurulu adına
Başkan Derviş Arslan
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.