DOLAR 42,9664 0.08%
EURO 50,6224 0.03%
ALTIN 5.965,270,22
BITCOIN 37851640.3833%
İstanbul

PARÇALI AZ BULUTLU

SABAHA KALAN SÜRE

Türkiye’nin gündemindeki isim Gürsel Tekin,Yeşil Göle Haber’e konuştu:Ortada bir “kayyum” değil,partiyi daha büyük bir krizden çıkarma sorumluluğu var.Ben o sorumluluğu üstlendim
  • Yeşil Göle Haber
  • Genel
  • Türkiye’nin gündemindeki isim Gürsel Tekin,Yeşil Göle Haber’e konuştu:Ortada bir “kayyum” değil,partiyi daha büyük bir krizden çıkarma sorumluluğu var.Ben o sorumluluğu üstlendim

Türkiye’nin gündemindeki isim Gürsel Tekin,Yeşil Göle Haber’e konuştu:Ortada bir “kayyum” değil,partiyi daha büyük bir krizden çıkarma sorumluluğu var.Ben o sorumluluğu üstlendim

ABONE OL
10 Aralık 2025 18:24
Türkiye’nin gündemindeki isim Gürsel Tekin,Yeşil Göle Haber’e konuştu:Ortada bir “kayyum” değil,partiyi daha büyük bir krizden çıkarma sorumluluğu var.Ben o sorumluluğu üstlendim
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Röportaj: Sinan Şimşek

“Gürsel Tekin kayyum mudur?”

Bu görevi kabul etmeseydiniz süreç nasıl ilerleyecekti?

Ben kayyum falan değilim; ben bu partinin 40 yıllık evladıyım, neferiyim. Eğer bu görevi kabul etmeseydim İstanbul örgütü ikiye bölünecekti, 39 ilçe başkanının tamamı görevden alınmış olacaktı. Arkadaşlarım kendi binalarına bile giremeyeceklerdi. Kayyum atanmış olsaydı il binasına partili kimseyi sokmazdı.

Bu süreç, partimizin en yüksek kurulu olan kurultay delegelerinin itirazı ile yargıya taşınmış bir süreçtir ve mahkeme bu itiraza istinaden tedbir koymuştur. Benim görevlendirilmem de, yine kurultay delegesi arkadaşlarımızın talebiyle “geçici çağrı heyeti” niteliğinde yapılmıştır.

Yani ortada bir “kayyum” değil, partiyi daha büyük bir krizden çıkarma sorumluluğu vardır. Ben o sorumluluğu üstlendim.

 İl Başkanlığı hakkındaki soruşturma dosyasında hangi iddialar yer alıyor?

Siyasi bir boyutu olduğunu düşünüyor musunuz?

Bu süreçte gözden kaçan kritik bir nokta var:

 

Mahkeme, İstanbul’da seçilmiş 196 kurultay delegesinin tamamına tedbiren “görevden uzaklaştırma” kararı vermişti. Ayrıca il başkanı, il yönetimi ve disiplin kurulu hakkında da tedbir uygulandı.

Neden?

Çünkü mevcut il başkanının görev süresi dolmak üzereydi ve yeniden kongre yapılacaktı. Mahkeme, yeni yapılacak kongrenin şaibeden uzak olması, seçim iradesinin hür olması için geçici bir kurulun gerekli olduğuna karar verdi.

Dosyada yer alan iddialar ise özetle: Kongrede oy kullanacak delegelerin para, telefon, iş vaadi ve maddi menfaat karşılığı yönlendirildiği iddiası, seçmen iradesinin hür ve bağımsız yansımadığı, delegelerin baskı altına alındığına dair şikâyetler, örgüt içi menfaat ilişkileri vb.

Ben bu iddiaların tümünün yargı önünde ortaya çıkmasını, şaibenin ortadan kalkmasını isterim.

“Görevi servetini korumak için kabul etti” iddiası…

Servetiniz nedir? Bu suçlama size ne hissettirdi?

 

Benim koruyacak bir servetim yok ki… Olsaydı, bugün itirafçıların, ihale takipçilerinin, rant çevrelerinin yanında olurdum. Servet elde etmiş olurdum. Benim servetim çocuklarım. Ayrıca mal beyanım ortada; benim bir ev bir arabam eşimin de bir ev ve arabası dışında hiçbir şeyimiz yok. Bulana devretmeye hazırım. Benim korumaya çalıştığım olmayan kişisel servetim değil, partinin servetidir. Cumhuriyetin, Atatürk’ün, bu halkın alın teriyle kurulan değerleri talan edilmesin diye mücadele ediyorum. Bu iddialar bana bir şey hissettirmedi; yalnızca bu çirkinliğin ne kadar büyüdüğünü gösterdi. Çünkü doğru söyleyen siyasetçi bu ülkede hep hedef olur.

“Bu süreçte yaşadığınız yalnızlıktan bahseder misiniz?  

Parti içinden nasıl tepkiler aldınız? Sizi en çok ne yaraladı?

 

Biz doğruları söylediğimiz için zaten yıllardır yalnızız. Siyasette doğru söylersen, dokuz köyden kovulmayı göze almadan siyaset yapılmaz. Kemal Bey döneminde de, doğruları söylediğim için son yedi yıl birlikte siyaset yapamadık.

Bugün de durum farklı değil: Siyaset artık ideolojik birliktelikle değil, kişisel çıkarların bekasıyla yapılıyor. Ama beni yaralayan yalnızlık değil; toplumun geniş kesimlerinden gördüğüm destek, partideki sessizliğin aslında neyi örttüğünü açıkça gösterdi. Haksızlığa karşı durmanın bedeli olur. Ben o bedeli her zaman ödemeye hazırım.

Kürt kimliğiniz üzerinden yapılan yorumlar… Bu kimlik hâlâ siyasette bir yük mü? AKP size bu bu görevi tebliğ ederken etnik kimliğinizi hesap ettiğini düşünüyor musunuz?

Bu ülkede hâlâ insanları Kürt, Alevi, Sünni, gayrimüslim diye ayıran kafalar var.

Ben ömrüm boyunca kimlik siyaseti hiç yapmadım, yapmam. Bu görevi bana AKP vermedi; bu görevi bana CHP’nin delegeleri, yani bu partinin meşru sahipleri yargı aracılığıyla tevdi etti.

Tepkilerin sebebi benim kimliğim değil; Tepkilerin sebebi, rant düzenine çomak sokacak olmam ve partiyi şirket gibi yöneten kafaların hesaplarının bozulacak olmasıdır.

“Göleli – Ardahan – Kars – Iğdır kökenliler kırgın” iddiası…Bu coğrafyaya ne söylersiniz?

Ben memleketimin insanını bilirim. Bizim coğrafyanın insanı merttir, yanlışın yanında asla durmaz.

Politik angajmanı olmayan, beklentisi olmayan tüm hemşerilerimin güçlü desteğini zaten alıyorum. Siyasi nedenler, çıkarlar nedeniyle farklı düşünenler olabilir; bu da doğaldır.

Ama ben şunu bilirim: Bizim insanımız önce adalete bakar. Benim durduğum yer de budur.

Hemşeri STK’larının mesafeli durması…

Buna bir siteminiz ya da çağrınız var mı?

Ben hiçbir zaman hemşericilik siyaseti yapmadım. STK’lardan özel bir beklentim de olmadı. Bazen insanlar sizi haklı görür ama yanınızda görünmek istemez; bunun farkındayım.

Ben kimseyi zor durumda bırakmak istemem. Zaman içinde herkesin neyin ne olduğunu göreceğine inanıyorum. Bu yüzden kimseyle bir mesafe problemim yok, sitemim de yok.

Bu süreç CHP ile aranıza mesafe koydu mu?

“İstenmeyen adam oldum” hissettiniz mi?

Beni partiden kâğıt üzerinde ihraç ettiler ama ben CHP’nin gerçek sahibiyim. Bu parti benim baba ocağım; “baba ocağı” kavramını CHP içerisinde ağızlara ilk pelesenk eden kişi de benim. Ben partiye küsmedim, küsemem. Bu parti bize cumhuriyeti, eğitimi, köy enstitülerini, demokrasiyi kazandırdı. Benim bu partiden dışlanmış hissetmem mümkün değil. İhraç kâğıt üzerindedir; biz kalbimize yazılan yerden ayrılmayız.

Bu görevlendirme bir siyasi tuzak mıydı?

Bir hesaplaşmanın parçası mıydı?

Hayır, bu bir tuzak değildi. Aksine, partiyi çetelerden, rant ağlarından temizlemek için verilmiş bir fırsattı. Ben bu görevi, kurultay delegelerinin açık talebi üzerine üstlendim.

İyi ki de üstlendim. Bugün konuşanı partiden atıyorlar, itiraz edeni yok sayıyorlar. E peki nasıl mücadele edeceksiniz? Ben mücadele ediyorum ve edeceğim. Hırsız hırsızdır, arsız arsızdır.

Adını koymadan mücadele olmaz.

“Görevi bırakmayı düşündüğünüz an oldu mu?”

Tam tersine… Bu yükün büyüklüğünü gördükçe daha fazla güçlendim. Evet, insanız; elbette tepkiler etkiliyor. Ama neyi neden yaptığımı biliyorum. Eninde sonunda herkes “Gürsel Tekin haklıymış” diyecek. Ben bu yükü taşıyamadığım için değil, bu yükün değerini bildiğim için daha da sıkı sarıldım.

Kişisel olarak neyi riske ettiniz?

Siyaset kariyerinizi, itibarınızı, dostluklarınızı mı?

Ben bu görevi kariyer hesabıyla almadım. Öyle olsaydı Kemal Bey’in yanında da en ön sırada olurdum, Özgür Bey’in yanında da. Ben hiçbir zaman kişisel bekamı düşünerek siyaset yapan biri olmadım. Benim için önemli olan partinin çıkarıdır. İtibarım da yerli yerinde duruyor; hatta doğruları söyledikçe artıyor. Siyaset kariyeri biter, makamlar gelir geçer; ama onurunuz kalır.

Ben onurumu korumayı tercih ettim.

Son olarak Gürsel Tekin bugün tüm Türkiye’ye ne söylemek ister?

Bu süreçte “5000 polisle il binasına girdiler” gibi komik masallar yazıldı. Benim oraya geleceğimi hem emniyet biliyordu, hem de örgüt. Emniyet rutin tedbir aldı, gelen polis sayısı 600. bunu bile istismar ettiler. Süreci kötü yönetenler akşam saatlerinde örgüte mesaj atarak il başkanlığına insanları çağırması üzerine polis de güvenlik için oraya geldi. Benimle konuşacaklarını ve anlaştıklarını söyleyenler talimat aldıktan sonra fikir değiştirdiler, insanları kalkan olarak kullanma yolunu seçtiler. Ben oraya tek başıma geldim. Tek başıma baba ocağına girecektim. Polisin gelmesine vesile olanlar süreci yönetemeyenlerdir. Kimse istismar etmesin.

Türkiye 2026’ya giderken artık siyasetçiler değil, halkın gerçekleri konuşulmalı. Yoksulluk, adaletsizlik, yolsuzluk bu ülkenin kaderi olamaz. Bu bütçede yetimin hakkı çalınıyorsa hepimiz sorumluyuz. Benim çağrım şudur: Ey halkım, sizin sofranızdaki yangını söndürmeyen hiçbir siyasetçi sizin temsilciniz değildir. Gerçek sorunlarınızı çözecek insanlara destek olun.

Ben sonuna kadar doğruların yanında duracağım.

 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

300x250r
300x250r