DOLAR 44,0754 0.17%
EURO 51,2133 0.04%
ALTIN 7.301,061,68
BITCOIN 3007225-3.70317%
İstanbul

AÇIK

SABAHA KALAN SÜRE

Ortadoğu Yanarken: Kürtler Demokratik Uzlaşı mı Kuracak, Yoksa Büyük Güçlerin Satranç Tahtasında mı Kalacak?
  • Yeşil Göle Haber
  • Genel
  • Ortadoğu Yanarken: Kürtler Demokratik Uzlaşı mı Kuracak, Yoksa Büyük Güçlerin Satranç Tahtasında mı Kalacak?

Ortadoğu Yanarken: Kürtler Demokratik Uzlaşı mı Kuracak, Yoksa Büyük Güçlerin Satranç Tahtasında mı Kalacak?

Dünya yeni bir döneme girdi. Uluslararası hukukun giderek anlamını yitirdiği, güç siyasetinin yeniden belirleyici olduğu bir çağdayız. Kuralların değil, güç dengelerinin konuştuğu bir 21. yüzyıl… Tam da böyle bir tarihsel eşikte Kürt meselesi yeniden bölgesel ve küresel siyasetin merkezine doğru ilerliyor.

ABONE OL
6 Mart 2026 16:16
Ortadoğu Yanarken: Kürtler Demokratik Uzlaşı mı Kuracak, Yoksa Büyük Güçlerin Satranç Tahtasında mı Kalacak?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Bu yüzden 27 Şubat 2025’te Sn. Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrı, sıradan bir siyasi açıklama değildir. O çağrı açık bir yön tayinidir. Mesaj nettir: Demokratik siyaset varsa silahın anlamı kalmaz. Tercih yapılmıştır. Yol gösterilmiştir.

Fakat mesele sadece bir çağrı yapmakla bitmiyor. Asıl soru şu: Bu çağrının gereği yerine getirilecek mi?

Türkiye’de Meclis’te kurulan komisyonun raporuna bakıldığında, özellikle 6.1 maddesinde sürecin en kritik eşiği olarak PKK’nin tüm unsurlarıyla silah bırakması gösteriliyor. Ancak burada çok basit bir gerçek var. 27 Şubat çağrısıyla birlikte zaten bu yönde bir irade ortaya konuldu. Eğer bir eşik aşıldıysa, bundan sonraki adımların sorumluluğu kime düşüyor?

Devlete mi, yoksa hâlâ aynı söylemi tekrar eden siyasete mi?

Raporda yer alan 6.2 maddesi toplumsal bütünleşmeden söz ediyor. Fakat gerçek hayata bakıldığında tam tersini görüyoruz. Yıllardır psikolojik savaş dili kullanan medya düzeni, her gün toplumun bir kesimini aşağılayan televizyon programları, hakaret dilini normalleştiren köşe yazıları…

Bu mu toplumsal bütünleşme?

Bir toplumun yarısına her gün hakaret ederek barış inşa edilemez. Hakaret dili değişmeden toplumsal uzlaşı kurulamaz. Tam tersine, bu dil yalnızca ayrışmayı büyütür.

Oysa 27 Şubat çağrısının merkezinde çok açık bir fikir var: Demokratik toplum, demokratik uzlaşı ve demokratik entegrasyon.

Bu yaklaşımın amacı iktidarı ele geçirmek değildir. Amaç toplumu yeniden kurmaktır. Toplumla birlikte, toplumun içinde bir demokratik inşa yaratmaktır.

Ezilen kesimler, etnik topluluklar, dilsel ve kültürel gruplar ancak örgütlü ve kesintisiz bir demokratik mücadeleyle kendi varlıklarını güvence altına alabilirler. Fakat bunun gerçekleşebilmesi için devletlerin de demokratik dönüşüme açık olması gerekir.

Burada karşımıza hep aynı cümle çıkar:
“Ortadoğu’dan demokrasi çıkmaz.”

Kadına bakıştan siyasal kültüre kadar sayısız gerekçe sıralanır. Ardından Batı örnek gösterilir.

Ama kimse şunu söylemez: Batı bugünkü demokrasiye iki yüz yıllık kanlı mücadelelerden sonra ulaştı.

Demokrasi gökten inmedi.

Dolayısıyla Ortadoğu’da da bu dönüşüm mümkündür. Asıl mesele toplumların birbirine düşmanlaştırılmaması ve diyalog kapılarının kapatılmamasıdır.

Çünkü kendi içinde uzlaşı kuramayan toplumların kaderi bellidir. Önce iç çatışma başlar. Ardından otoriter rejimler güçlenir. Sonra dış müdahale gelir.

Ve sonunda bölge büyük güçlerin satranç tahtasına dönüşür.

Bugün tam olarak yaşanan da budur.

ABD’nin 4 Aralık 2025’te açıkladığı stratejik belge bu tabloyu açık biçimde ortaya koyuyor. Washington’un öncelikleri nettir: Çin’in ekonomik ve teknolojik yükselişini durdurmak, Rusya’nın askeri nüfuz alanlarını daraltmak, İran’ın bölgesel etkisini zayıflatmak ve Kuzey Kore’nin nükleer kapasitesini baskılamak.

Bu stratejinin merkezinde ise Ortadoğu duruyor.

İsrail’in güvenliği, Körfez ülkeleriyle askeri entegrasyon, İran destekli milis ağlarının zayıflatılması ve enerji koridorlarının kontrolü Washington’un bölge politikasının temel eksenlerini oluşturuyor.

Ancak bu stratejik belgede dikkat çekici bir şey var: Kürtler doğrudan merkezi bir başlık olarak yer almıyor.

Irak Kürdistan Bölgesi ABD açısından daha çok güvenlik ve enerji denkleminin bir parçası olarak görülüyor. İran’ın etkisini sınırlamak, Bağdat üzerindeki milis baskısını dengelemek ve enerji güvenliğini sağlamak Washington’un öncelikleri arasında.

Bu nedenle Kürdistan Bölgesi ABD için önemli bir istikrar alanıdır. Ancak aynı zamanda bir gerçeğin de altını çizmek gerekir: ABD hiçbir zaman Kürdistan bağımsızlığını stratejik hedef olarak görmedi.

2017 referandumu bunun en açık örneğidir.

Benzer bir durum Suriye’deki Rojava için de geçerlidir. ABD ile kurulan ilişki büyük ölçüde askeri ortaklığa dayanıyor. Fakat siyasi statü meselesi hâlâ belirsizliğini koruyor.

Washington’un önceliği IŞİD’in geri dönmesini engellemek, İran’ın kara koridorunu kesmek ve Rusya’nın bölgedeki askeri etkisini sınırlamak.

Bu nedenle ABD’nin Kürtlerle ilişkisi çoğu zaman stratejik değil taktiksel bir nitelik taşıyor.

Üstelik Türkiye faktörü bu denklemde belirleyici bir rol oynuyor. NATO üyesi olan Türkiye ABD için kritik bir müttefik. Washington Kürtleri tamamen kaybetmek istemiyor, ama Türkiye’yi de karşısına almak istemiyor.

Sonuç: denge politikası.

Bu nedenle Kürtler için hem ciddi riskler hem de önemli fırsatlar aynı anda var.

ABD’nin ani politika değişiklikleri, bölgesel pazarlıklar içinde Kürt alanlarının bir değişim unsuruna dönüşmesi ve askeri işbirliğinin siyasi statüye dönüşmemesi ciddi risklerdir.

Ama aynı zamanda uluslararası meşruiyet alanının genişlemesi, kurumsal yapıların güçlenmesi ve enerji diplomasisinin gelişmesi önemli fırsatlar da yaratıyor.

Fakat bütün bu karmaşık denklemin içinde değişmeyen bir gerçek var:

ABD’nin Kürt politikası ideolojik değildir. Jeopolitiktir.

Washington için öncelik bağımsızlık değil dengedir. İran’ı sınırlamak, Rusya’yı zayıflatmak ve bölgesel istikrarı kontrol altında tutmaktır.

Bu yüzden Kürtler için tarihsel ders çok açıktır.

Büyük güçlerin stratejileri değişebilir. İttifaklar bir gecede kurulup bir gecede dağılabilir.

Ama halkların kaderini belirleyen şey, kendi siyasal akılları ve kendi demokratik örgütlenmeleridir.

Bugünün kaotik Ortadoğu’sunda asıl mesele şudur:

Kürtler bu büyük güç satrancında bir hamle mi olacak, yoksa kendi demokratik geleceğini kuran bir özne mi?

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

300x250r
300x250r