DOLAR 42,9664 0.08%
EURO 50,6224 0.03%
ALTIN 5.965,270,22
BITCOIN 37851640.3833%
İstanbul

PARÇALI AZ BULUTLU

SABAHA KALAN SÜRE

Sinan

Sinan

30 Aralık 2025 Salı

Damal Belediye Başkanı’ndan Canlı Yayın Açıklamalarına Sert Yanıt:“Bu Kentin Her Sorununa Duyarlıyım”

Damal Belediye Başkanı’ndan Canlı Yayın Açıklamalarına Sert Yanıt:“Bu Kentin Her Sorununa Duyarlıyım”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Faruk Demir’in siyasi olarak “büyüğü”kabul ettiğini belirten Belediye Başkanı, “Ancak tehdit edercesine kullanılan bir dili asla doğru bulmuyorum. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki ben bağımsız bir Belediye Başkanıyım. Kentimizde bize ulaşan her talepte, imkânlarımız ölçüsünde vatandaşlarımıza yardımcı olmaya çalışırım” dedi.

Öğrencilerden gelen “Sesimizi duyurun” talebine kayıtsız kalamayacaklarını ifade eden Başkan, öğrencilerin yıllardır yaşadıkları sorunları ve seslerini duyurma çabalarını kendilerine aktardıklarını söyledi. “Bu noktada duyarsız mı kalmalıydık?” diye soran Belediye Başkanı, yaşananların yalnızca öğrencilerin değil, esnafın da sorunu olduğuna dikkat çekti.

“Eğer bu konuda suçlu aranıyorsa, tamam suçlu benim. Ancak bu topyekûn bir sorundur” diyen Başkan, genç olması nedeniyle öğrencilerle daha kolay empati kurabildiğini, ancak esnafın da ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğunu bildiğini ifade etti. Sahaya inmeden, esnafla ve öğrencilerle konuşmadan yapılan eleştirilerin polemik yaratmaktan öteye gitmediğini savundu.

Eleştiriye açık olduğunu vurgulayan Belediye Başkanı, “Kimse bizi eleştirmesin, herkes kendi sınırında dursun anlayışını kabul etmiyorum. Ben Damal Belediye Başkanı olarak, bağımsız bir şekilde Ardahan’ı ilgilendiren her konuda duyarlılık gösteririm. Ardahan’ın gelişmesi; Damal’ın, Posof’un, Çıldır’ın, Göle’nin ve Köprülü’nün gelişmesi demektir” ifadelerini kullandı.

CHP il ve ilçe örgütlerinden gelen “şov yapıyor” eleştirilerine de yanıt veren Belediye Başkanı, “Madem öyle, sahaya inin; esnafı dinleyin, öğrencileri dinleyin. Merkez İlçe Başkanı yol denetimi yapıyor. Ben inşaat mühendisiyim, bu kadar yol denetlemiyorum” diyerek tepkisini dile getirdi. Damal İlçe Başkanı’nın açıklamalarına ise ayrıca değineceğini belirtti.

Belediyelerin işleyişine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Başkan, “Belediyeler Merkez Bankası gibi çalışmaz, parasını faize yatırmaz. Belediyeler kreş açar, halk ekmek fırınları kurar, lokantalar açar. Damal Belediyesi olarak bu yıl bunların tamamını hayata geçirdik” dedi.

Son olarak CHP Damal İlçe Başkanı’nın Damal halkına yönelik ifadelerine sert tepki gösteren Belediye Başkanı, “Damal halkının örf, adet ve gelenekleri hakkında onca laf edilirken sessiz kalıyor diyor benim için ve sonrasında da,‘Toplumlar kendine benzeyeni seçermiş’ diyor. Seni de bu halk seçmedi mi? Partinin içinde Damallılar yok mu? Bu halk için bu sözleri nasıl söylersin?” diye sordu.

Belediye Başkanı, CHP Damal İlçe Başkanı’nı Damal halkından açıkça özür dilemeye davet ederek açıklamasını sonlandırdı.

 

 

Devamını Oku

Av.İsmail Topkaya:Elimdeki bez torbalar….

Av.İsmail Topkaya:Elimdeki bez torbalar….
1

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Sabah kahvaltı yapmadan evden çıktı. Biraz yürüdü, ürperme hissetti. Hava serin miydi yoksa hasta mı olacaktı ? Kendini dinleyen biri değildi, üzerinde durmadı, evdeki herkes sırayla hasta olmuştu geçen hafta belki de sıra ona gelmişti.
Yürüme mesafesi uzakta Metrobüse bindiğinde tekli koltukta oturan bir lise öğrencisinin hemen yanına dikildi. Genç hızla yerinden kalktı “Buyur abi ” diyerek yer verdi.

Yaşlanıyorsun demek ki İsmail diye içinden geçirdi, teşekkür edip boşalan koltuğa oturdu.
Yenibosna’daki Bakırköy adliyesine gidiyordu.
Yaklaşık iki yıldır uğraştığı özel bir dosyanın son aşamasına gelmişti.
Başladığı işi bitirecek olmanın huzurunu yaşıyordu. İki yıl iğne ile kuyu kazar gibi çalışmıştı.
Baro odasına girdi. Bir çay aldı, dosya içindeki evrakları tekrar gözden geçirdi.

Adlı Tıptan çıkmış rapor elindeydi. Mahkemeye raporu sunacak, birkaç prosedür gereği ifade ve talepler dile getirilecek, yazışmalar, özellikle DNA raporu kayıt altına alınıp dosya tamamlanacaktı.
Beklediği gibi oldu.
Kısa sürede işlemler tamamlandı, duruşma kısa sürede bitti.Başka bir müvekkili ile öğleden sonra randevusu vardı. Hızlı adımlarla binadan çıkarken telefonu çaldı.
Arayan mahkemenin mübaşiri idi.” Avukat bey adli emanetteki kemik numunelerini size teslim etmemiz gerekiyordu, unutmuşuz, uzakta değilseniz… ”
Sözünü bitirmesini beklemedi,

” Hemen geliyorum” dedi,  kapattı telefonu.
Mahkeme kalemine çıktı, mübaşiri buldu. Birkaç sayfadan oluşan belgeleri imzaladı. Mübaşir iki beyaz torba uzattı. Şaşırdı İsmail. Ne de olsa numunelerin bu şekilde kendisine  teslim edileceğini beklemiyordu. Tarifi zor  bir duygu hissetti. Elindeki  iki torbada; Bu topraklarda  kırk yıldır süren acılı hikayenin özeti vardı. Sarsıcı, insanı derinden etkileyen, bir umuda inanmış, bir düş kurmuş, ağır bedeli olan, bunu göze almış onbinlerce gençten iki ömürdü elindeki. Torbaları bir nesne gibi çantaya koymaya  gönlü el vermedi.
Çantasını omzuna astı, torbaları özenle elinde tutarak geldiği yoldan  geri  avukatlık bürosuna  dönmek için  metrobüse doğru yürüdü…Metrobüs tenhaydi. İlk denk geldiği koltuğa oturdu. Başını cama yasladı. Belleğinin orta yerinde çarmıha gerilmiş gibi asılı duran  sorular dönmeye başladı. Yolları acaba nerede , nasıl kesişmişti, ya da sevgilileri olmuş muydu mesela.

Etrafını izledi bir süre. Her yaştan insan vardı.Yorgun, dalgın, yüzü gülmeyen insanlar.Bir an gençlik günleri aklına geldi.
Şimdi ayağa kalksam ağır ağır, tane tane hatta bağıra çağıra, gözümden damlalar aksa dahi olanı biteni anlatsam mı?” Sevgili halkımız, bir dakikanızı ayırın ve beni dinleyin, şu gördüğünüz torbalarda iki insana ait … bu ülkede ne acılar yaşandı, yaşanıyor, hala biz barışa, huzura kavuşamadık, hala gencecik insanlar toprağa düşüyor, yetmedi mi, bitmesin mi” dese miydi? İneceği durağın anonsu ile yerinden kalktı.
Elindeki torbalar daha da ağırlaştı sanki. Bu yükü biriyle paylaşmalıyım diye düşündü. Telefonunu çıkardı. Onu ve durumu anlayacak bir dostunu aradı.
Büroya gidene kadar iki kadim dost uzun uzun dertleştiler.
Üzerindeki ağırlık biraz hafiflemişti. Bu dertleşme iyi gelmişti.

Büroya girdi, koltuğuna oturdu. Derin nefes aldı.
Bir dal sigara mı yaksam acaba, diye içinden geçirdi. Oysa uzun zaman olmuştu bırakalı. Vazgeçti.
1999’lı yıllardı. Kars’ın Digor ilçesi kırsalında bir çatışma çıktı. Çatışmadan kurtulan iki genç insan bir dereyi geçerken teçhizatları ile birlikte boğulmuştu. Cansız bedenleri  köylüler buldu bir kaç gün sonra.
Güvenlik güçlerine haber verildi. Cesetler adli işlemler sonrası Digor mezarlığının kimsesizler bölümünde sessizce gömüldü.

Defin işleminin üç tanığı vardı.

Mezar yerini kazan kepçeci. Belediye görevlisi memur ve İmam.
O yıllarda alışık olunan bir durumdu. Çatışmalar yaşanır çok sayıda kimsesiz, sahipsiz, kimliği belirlenemeyen ölü bedenler bir süre sonra mezarlığın bir köşesine defnedilirdi.
Doğru dürüst kayıt tutulmaz, çok da üzerinde durulmazdı.
Kimsesizler mezarlığına  gömülen iki kişiden biri Suriye’den örgüte katılan Çektar’dı
Diğer ise bölgenin çocuğu Azeri M. A. idi.
Ölmüş olmasına rağmen zaman zaman karakoldan gelip ailesine ” Nerede” diye soruluyor, aranmasına devam ediliyor, hatta adı açılan yeni dava dosyalarında geçiyordu.

Bu durum ailede ikili duygu yaratıyordu.

Acaba “çatışma sonrası öldü” bilgisi mi yanlıştı. Bir gün çıkıp gelip ben yaşıyorum der miydi. 30 yıllık çatışma süreçlerinde benzer bir çok örnekte  “öldü ” denilen pek çok kişi yıllar sonra çıkıp gelmiş veya tutuklanmış veya ben yaşıyorum diye  ailesini aradığı, iletişime geçtiği örnekler de yaşanıyordu.
Aile böyle git geller, acabalar, umutlar, sancılar içinde sabırla bekledi. Yıllara, geçen çok uzun yıllara rağmen bir ses, yaşadığına dair bir işaret çıkmayınca aile çocuklarının akıbeti için adım atmaya karar verdi. Abla bu konuda inisiyatif aldı. Politik sürece, yaşananlara yabancı değildi.

Nasıl bir yol haritası izleyecekleri konusunda çevrelerine sordular, soruşturdular. Kendilerine yardımcı olacaklarını düşündükleri  bilinen bir kaç Avukata baş vurdular.
Bir şey çıkmaz, çok zaman geçmiş, belge yok, kayıt yok, diyen oldu. Bi ara bakarım diyerek vb. çeşitli mazeret üretenler , mesafeli davrananlar, riskli bir konu olduğu için kaygı duyanlar oldu.
Sıradan bir kayıp vakası değildi.
Herkes kendi cephesinden haklıydı elbette.

Aile içinde bu konu, gelişmeler sık sık gündem oluyordu. Ne yapsak, kimi bulsak diye çözüm aranıyordu.
Büyük amca durumdan haberdar oldu. “Bizim Hacının oğlu Avukat İsmail var, onunla bir konuşun bakalım” dedi.Abla hiç vakit geçirmeden İsmail’i aradı.
Telefonda kısaca durumu anlattı. En kısa zamanda buluşmak üzere randevulaştılar.
Abla ile Avukatlık bürosunda buluştular.

İsmail, ablayı dinlerken kendi kuşağını, bu durumdaki birçok ailenin yaşadığı dramı, çaresizliği, hiç bitmeyen umudu, acıyı, keder dolu coğrafyanın hikayesini, Cumartesi Annelerini dinliyordu aslında. Binlerce benzer örnek vardı.

Hemen bana vekalet çıkartın bir an önce sürece başlayalım, daha fazla zaman kaybetmeyelim, dedi.

Kısa süre sonra Kars’a oradan Digor’a gitti İsmail. Savcılıklara,
Belediyeye başvurdu, mezarlık Müdürlüğüne dilekçe sundu. Sağı solu yokladı. Tanıdık aradı.
En küçük bilgi önemliydi.
Dilekçe yazdı, talep etti, ısrar etti. Devlet çarkı her yerde olduğu gibi burada da yavaş dönüyordu. Üstüne üstelik konu netameliydi ve bu yüzden normal seyrinde de gitmiyordu. Bazen yazdığı dilekçeye muhatap bulamıyordu.

Kayıt yok, belge yok, boşa zaman kaybı bizi uğraştırma Avukat bey diyen  çoktu.

Tam iki yıl sabırla, inatla uğraştı İsmail. Heybesinde biriktirdiği tecrübeler, sezgiler, ilişkiler devredeydi.
Süreç kağıt üzerinde yürüdü, bazen tıkandı, kimi zaman hızlandı.
Telefonla takip etmek yetmediğinde veya başka bir iş için yolu Kars’a düştüğünde Digor’a da uğradı. Sordu, soruşturdu, rica etti.
Elle tutulur bir bilgiye ulaşamadı.

Bir gün vicdanlı bir belediye memuru bir sırrı paylaşır gibi fısıldadı,
“Avukat bey,
Defin işlerini yapan 3 kişiymiş. İmam ve belediye görevlisi ölmüş, kepçeci yaşıyor”
Uzun zaman sonra ilk kez somut bir bilgiye ulaşmıştı. Heyecanla sordu,
Peki bulabilir miyiz bu arkadaşı.
Buluruz.
Ertesi gün emekli kepçe operatörü ile konuştular, sözleştiler. Adam İstanbul’da yaşıyordu.
Sabah erken saatte ilk iş mezarlığa gittiler. Kepçeyi kullanan adamı görüntülü aradılar. ” Orası değil, az sağa gidin, ağaca doğru yürüyün” diye komutlar vere vere o tarihten yaklaşık 25 yıl önce defnettikleri iki cenazeyi gömdükleri mezarı tespit etti kepçeci.
Bu bilgi ile yavaş dönen bürokrasi çarkını hızlandırmak mümkündü.

Mahkemeye bu kez somut bilgi ile başvuru yaptı İsmail. Bir heyet dahilinde iki mezar açıldı kısa süre sonra. Bir daha aç kapa olmasın diye her ihtimali gözeterek iki mezardan da numune alınmasını talep etti İsmail. Alınan numuneler  İstanbul Adli Tıp’a gönderildi. Anneden de örnek alındı. Adli tıp sonucunu  bekledikleri bir gün abla şöyle sordu.
” İsmail bey DNA testi kesin sonuç mudur, Hiç umut yok mu ”
Bu cümlenin ne anlama geldiğini İsmail çok iyi biliyordu.
Abla, geçen onca yıla, yaşadığına ilişkin tek işaretin, izin, bilginin olmamasına rağmen ÖLÜMü kardeşine yakıştıramıyordu.
Üstelik ara ara güvenlik güçleri kardeşini aranma kaydıyla soruyor, açılan yeni davalarda ismi geçiyordu.
Belki yaşıyordur kim bilir?
Belki çok uzaklardadır, belki haber vermemesi gerekiyordur.
Aklında bin türlü umutlu, acabalı  kareler geçer bu durumdaki her insanın, ailenin. Cumartesi annelerini hatırlayın. 30 yıldır kayıp evladı bir gün çıkar gelir diye adresini hatta kapı kilidini değiştirmeyenleri, ötesi kapısını açık bırakanları düşünün.
Bu hiç bitmeyen bir sızı, kalp ağrısı, dramatik bekleyiştir. Genç yaşında canından olmuş, kimsesiz kaydıyla bir kepçeci toplam üç kişi marifetiyle  toprağa verilmiş, daha doğrusu  unutulsun kaydıyla toprağa sırlanmış bir insandı söz konusu olan.
Ve yılların ardından kimsesizlikten kurtulmuş resmi kayıtlara geçmişti.

Kim bilir ne çok insan hikayesi vardı dağların kuytuluklarında, ovalarda, ormanın derinliklerinde, ırmaklarda yitip giden…

 

Devamını Oku

Başkan Çamlıyurt’tan CHP Ardahan İl ve İlçe Örgütlerine Açık Davet:”Şov Yapmadan Sahaya İnin,Esnafı ve Öğrenciyi Dinleyin”

Başkan Çamlıyurt’tan CHP Ardahan İl ve İlçe Örgütlerine Açık Davet:”Şov Yapmadan Sahaya İnin,Esnafı ve Öğrenciyi Dinleyin”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Başkan Çamlıyurt açıklamasında; Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli’nin “İncinsen de incitme” öğretisi, Hz. Ali’nin “Adalet mülkün temelidir” sözü ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’de yüklediği sorumluluk bilinciyle hareket ettiklerini belirterek, gençlerin ve emekçi esnafın sorunlarını dile getirmenin bir “leke” değil, en büyük onur olduğunu ifade etti.

“Ardahan Yoksullukta İlk Sıralarda”

TÜİK verilerine göre Ardahan’ın Türkiye’nin sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasında en gerilerde yer aldığına dikkat çeken Çamlıyurt, net asgari ücretin 22 bin 104 TL olduğu bir dönemde 30–35 TL’lik öğrenci taşıma ücretinin öğrenciler için ödenemez bir yük haline geldiğini söyledi. Çamlıyurt, yalnızca öğrenci taşımacılığıyla ayakta kalmaya çalışan dolmuşçu esnafı için de bu ücretlerin yeterli bir gelir sağlamadığını belirtti.

“Burada hem öğrenci mağdurdur hem de yaz aylarında kontak kapatmak zorunda kalan şoför esnafı mağdurdur” diyen Çamlıyurt, Ardahan’daki taşıma ücretlerinin çevre illerle kıyaslandığında da yüksek olduğuna dikkat çekti.

“Sosyal Belediyecilik Çatıştırmak Değil, Yükü Üstlenmektir”

Açıklamada, asıl sorunun öğrenci ile şoför esnafının karşı karşıya bırakılması olduğu vurgulandı. Başkan Çamlıyurt, sosyal belediyeciliğin görevinin bu iki kesimi karşı karşıya getirmek değil, sübvansiyon ve destek mekanizmalarıyla aradaki yükü belediye olarak üstlenmek olduğunu ifade etti.

“Üniversite şehre uzak” gerekçesiyle sorunun normalleştirilmesini “basiretsizlik” olarak nitelendiren Çamlıyurt, üniversitenin taşınamayacağına göre çözümün açık olduğunu, yerel yönetimlerin coğrafi uzaklıkları bahane etmek yerine belediye bütçesiyle bu mesafeleri hem öğrenci hem de esnaf için hesaplı hale getirmesi gerektiğini söyledi.

“Eğer Şov Yapıyorsam, Buyursunlar Şov Yapmadan Sahaya İnsinler”

CHP Ardahan İl ve İlçe Örgütlerine doğrudan çağrıda bulunan Başkan Çamlıyurt, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Eğer benim bu haklı mücadelem ‘şov’ olarak görülüyorsa, CHP İl ve İlçe Örgütlerini açıkça davet ediyorum: Şov yapmadan sahaya inin, dolmuşçu esnafını ve öğrencileri yerinde dinleyin. Eğer onlardan biri bu sorunları bugüne kadar gerçekten dile getirmiş olsaydı, bugün benim Damal’dan gelip bu meseleleri gündeme taşımama halkın zaten ihtiyacı olmazdı.”

Çamlıyurt, kendi görev alanındaki mağduriyetleri görmezden gelerek çözüm arayanları hedef göstermenin açık bir sorumluluktan kaçış olduğunu belirterek, bu tutumun halkın yaşadığı gerçek sorunları örtbas etmeye yönelik olduğunu dile getirdi.

“Biz Sessizliği Değil, Adaleti Savunuyoruz”

Açıklamasının sonunda mücadelesinin kişisel bir çıkış değil, halkın huzuru ve Atatürk’ün emanetine sahip çıkma sorumluluğu olduğunu vurgulayan Başkan Çamlıyurt, “Biz sessizliği değil, her kesim için adaleti savunmaya devam edeceğiz” dedi.

Açıklama, “Kamuoyuna saygıyla duyurulur” ifadeleriyle sona erdi.

 

Devamını Oku

EREN KÜPELİ’DEN ANLAMLI TEŞEKKÜR VE DAYANIŞMA VURGUSU

EREN KÜPELİ’DEN ANLAMLI TEŞEKKÜR VE DAYANIŞMA VURGUSU
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İstanbul Göle Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Eren Küpeli, Federasyon tarafından gerçekleştirilen akülü tekerlekli sandalye desteğine ilişkin gazetemize değerlendirmelerde bulundu. Küpeli, yapılan bu tür yardımların yalnızca maddi bir destek olmadığını; aynı zamanda yardıma ihtiyaç duyan bireylerin hayata tutunma gücünü, umudunu ve yaşama sevincini pekiştiren çok güçlü bir manevi değer taşıdığını vurguladı.

Genel Başkan Eren Küpeli demeçinde şu ifadelere yer verdi:

“Engellilik bir kader değil; hepimiz için her an karşılaşılabilecek bir yaşam gerçeğidir. Bu bilinçle hareket ediyor, hiçbir hemşehrimizin kendisini yalnız hissetmesine izin vermemeye çalışıyoruz. Kardeşimiz Ömer’in uzun süredir kurduğu hayalin gerçeğe dönüşmesi, bizler için tarif edilemez bir mutluluktur. Bu destek yalnızca bir akülü sandalye değildir; aynı zamanda umut, moral ve hayata yeniden sarılma gücüdür.”

Küpeli, bu anlamlı katkının mimarı olan iş insanı Hakan Yılmaz hakkında ise övgü dolu sözler kullandı:

“Merhameti, duyarlılığı ve toplumsal sorumluluk bilinciyle örnek bir duruş sergileyen kıymetli iş insanımız Hakan Yılmaz, bu destekle yalnızca bir ihtiyacı karşılamamış; aynı zamanda bir insanın dünyasını aydınlatmıştır. Bu tür yardımlar, maddi değerinin çok ötesinde, yardıma muhtaç bireylerin psikolojisini güçlendiren, kendilerini toplumun bir parçası olarak hissetmelerini sağlayan son derece kıymetli adımlardır. Kendisine Göleli hemşehrilerimiz adına gönülden teşekkür ediyorum.”

Toplumsal dayanışmanın önemine de dikkat çeken Küpeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Göle’nin mayasında vefa, dayanışma ve kardeşlik vardır. Nerede yaşarsak yaşayalım, bu değerleri taşımaya ve yaşatmaya devam ediyoruz. Yönetim Kurulu Üyelerimizin özverili çalışmaları ve hayırsever iş insanlarımızın desteğiyle, ihtiyaç sahibi her hemşehrimizin yanında olmayı sürdüreceğiz.”

Eren Küpeli, son olarak bu tür dayanışma örneklerinin artarak devam etmesi temennisinde bulunarak, “Bir insanın yüzündeki tebessüm, bazen dünyadaki en büyük kazançtır” ifadeleriyle mesajını tamamladı.

 

Devamını Oku

İstanbul Göle Dernekler Federasyonu’ndan Eğitime ve Sosyal Dayanışmaya Güçlü Destek

İstanbul Göle Dernekler Federasyonu’ndan Eğitime ve Sosyal Dayanışmaya Güçlü Destek
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

 

İSTANBUL / GÖLE

 

Federasyon tarafından artık geleneksel hâle getirilen burs projesi kapsamında, bu yıl dördüncüsü aralıksız sürdürülen çalışmayla her ay düzenli olarak öğrencilere burs desteği sağlanıyor. Bunun yanı sıra her yıl hayata geçirilen sosyal sorumluluk projeleri çerçevesinde, yüzün üzerinde öğrencinin mont, bot, atkı, bere ve kırtasiye ihtiyaçları karşılanarak ailelerin ve öğrencilerin yükü hafifletiliyor.

Bu anlamlı çalışmalara büyük katkı sunan hayırsever iş insanı Cengiz Doğan, 100 öğrenciye bot, mont ve kırtasiye desteği sağlayarak örnek bir dayanışma sergiledi. Federasyon yönetimi, projelere katkı sunan ve isimleri tek tek anılamayan tüm hayırsever iş insanlarına teşekkür ederek şükranlarını sundu.

 

Öte yandan İstanbul Göle Dernekler Federasyonu, sosyal dayanışmayı yalnızca eğitimle sınırlı tutmayarak önemli bir sosyal sorumluluk örneğine daha imza attı. Birçok kuruma başvurmasına rağmen akülü tekerlekli sandalyesine ulaşamayan Ömer isimli engelli bir hemşehri için harekete geçen Federasyon, Göle’ye özgü vefa ve merhamet duygularını bir kez daha ortaya koydu.

 

Toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket eden hayırsever iş insanı Hakan Yılmaz’ın değerli katkılarıyla, Ömer’e akülü tekerlekli sandalye teslim edildi. Uzun süredir hayalini kurduğu bu desteğe kavuşan Ömer’in mutluluğu, dayanışmanın gücünü bir kez daha gözler önüne serdi.

 

İstanbul Göle Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Eren Küpeli, yaptığı açıklamada; ister 1500 kilometre uzaklıktaki doğdukları topraklarda, ister doydukları topraklarda olsunlar, her koşulda hemşehrilerinin yanında olmaya devam edeceklerini vurguladı. Küpeli, eğitime ve sosyal dayanışmaya katkı sunan iş insanlarına teşekkür ederken, bu süreçlerde fedakârca çalışan Federasyon Yönetim Kurulu Üyelerine de şükranlarını iletti.

 

Federasyon, şirin ilçe Göle için yeni projeler üretmeye, daha fazla hizmet etmeye ve bu dayanışmayı büyütmeye kararlılıkla devam edeceğini belirterek tüm hemşehrilere sağlık, huzur ve esenlik dileklerini iletti.

 

Devamını Oku