Bugün özellikle Ardahan adını taşıyan köy, ilçe ve il dernekleri; federasyon yapıları ve kamuoyunda “üç harfli KAI dernekleri” olarak bilinen oluşumların toplumsal sorumluluk anlayışını açık, cesur ve ideolojik bir yerden tartışmak artık bir tercih değil zorunluluktur. Çünkü tabelalarda taşınan memleket isimleri ile toplumun gerçek sorunları karşısında sergilenen tutum arasındaki mesafe her geçen gün büyümekte; dernekçilik, temsil iddiasından uzaklaşıp sembolik bir vitrin faaliyetinə dönüşmektedir.
Dernekçilik; iş insanlarından ya da siyasetçilerden alınan erzak kolileri, alışveriş çekleri ve protokol fotoğrafları değildir. Sponsor bulunabildiğinde dağıtılan ve şeffaflığı dahi tartışmalı burs listeleri de toplumsal sorumluluk anlamına gelmez. Dayanışma; halkın ihtiyaçlarına kalıcı çözümler üretmek, emekten yana bir örgütlenme kurmak ve toplumsal eşitsizliklere karşı söz almaktır. Ne yazık ki bugün birçok dernek, gerçek mücadele alanlarından uzak durarak geçici yardımlar ve göstermelik etkinliklerle varlık göstermeye çalışmaktadır.
İl dernekleri, ilçe dernekleri ve federasyon yapıları çoğu zaman yalnızca kendiyle anlaşabilen üç beş dernekle bir araya gelerek sözde ortak etkinlikler düzenlemekte; bu buluşmalar ise toplumsal dönüşüm yaratmaktan çok birbirini tekrar eden sembolik gösterilere dönüşmektedir. Geniş tabanlı, kapsayıcı ve sürdürülebilir sosyal sorumluluk üretimi son derece zayıftır. Elbette bu genel tablonun dışında kalan, başkanlarının toplumsal ve politik duyarlılığı sayesinde farklı bir çizgi yakalayabilen birkaç dernek vardır; ancak bu istisnalar, dernekçiliğin genel krizini gizleyememektedir.
Asıl mesele şudur: Bu dernekler adını taşıdıkları coğrafyaların çok kültürlü yapısına ne kadar sahip çıkmaktadır? Din, dil, ırk, renk, mezhep ve folklorik zenginlik yalnızca sahne dekoru mudur; yoksa yaşatılması gereken toplumsal bir hafıza mıdır? Bugün görülen tablo şudur: Birçok dernek, iktidarların hassasiyet gösterdiği konular karşısında daha görünür ve uyumlu bir tavır sergilerken; kendi adını taşıdığı etnik ve kültürel kimliklerin sorunları söz konusu olduğunda sessizleşmekte, geri çekilmekte ve anlamsız bir korku iklimine sığınmaktadır. Bu sessizlik “denge” ya da “tarafsızlık” değil; açık bir politik tercihtir.
Daha ağır bir gerçek ise; ülkemizde ve dünyada emek mücadelesi verenlerin, ezilen kimliklerin ve farklı toplumsal kesimlerin yaşadığı eşitsizliklere karşı yükselen sol, sosyalist ve demokratik direnişlere karşı bu derneklerin büyük bölümünün tarihsel bir mesafe koymuş olmasıdır. İşçi hakları ihlalleri, kimlik temelli baskılar, adalet arayışları ve insan hakları mücadeleleri karşısında suskun kalan; hatta kimi zaman egemen siyasal iklime uyum sağlamayı tercih eden bir dernekçilik anlayışı, halkın vicdanı olma iddiasını baştan yitirmiştir. Oysa hemşehrilik dayanışması yalnızca folklorik bir birliktelik değil; emek, eşitlik, özgürlük ve toplumsal adalet mücadelesinin de doğal bir parçası olmak zorundadır.
Bugün birçok dernek cesaret ile cesaretsizlik arasında sıkışmıştır. Protokol masalarında görünür olan; ancak toplumun gerçek sorunları karşısında geri duran bir anlayış hâkimdir. Gençlerin işsizlik ve geleceksizlik sorunlarına kalıcı çözümler üretmek yerine günü kurtaran etkinlikler düzenlemek; kültürel mirası yaşatmak yerine folkloru bir vitrin malzemesine dönüştürmek; toplumsal eşitsizliklere karşı söz söylemek yerine suskun kalmak dernekçiliği işlevsizleştirmektedir.
Bu eleştiri bir yıkım çağrısı değil; açık bir yüzleşme ve yeniden inşa çağrısıdır. Çünkü bu yapılar, korkuyu değil cesareti; vitrin faaliyetlerini değil gerçek dayanışmayı; suskunluğu değil mücadeleyi seçtiklerinde güçlü bir toplumsal örgütlenmeye dönüşebilir. Şeffaf burs sistemleri kuran, gençliğin eğitimine kalıcı destek sunan, kültürel mirası yaşayan bir değer olarak sahiplenen, farklı kimliklerin hak mücadelesine omuz veren ve emek-adalet-eşitlik ekseninde toplumsal dayanışmayı büyüten bir dernekçilik mümkündür.
Ve artık açık konuşma zamanıdır: Dernekçilik; korkuların, dengelerin ve suskunlukların arkasına saklanarak sürdürülemez. Adını taşıdığı halkın acılarına sırtını dönen, emek mücadelesine kulak tıkayan, farklı kimliklerin adalet arayışına mesafe koyan hiçbir yapı toplumsal temsil iddiasında bulunamaz. Ya vitrin dernekçiliğinin konforunda eriyip tarihin kenarına düşecekler ya da emekten, eşitlikten ve özgürlükten yana açık bir ideolojik duruş sergileyerek yeniden doğacaklardır. Çünkü bugün tarafsızlık diye sunulan suskunluk, gerçekte haksızlığın ortağı olmaktır. Gerçek temsil; korkuya teslim olanların değil, halkının onuru, emeği ve geleceği için bedel ödemeyi göze alanların omuzlarında yükselecektir. Ardahan’ın adını taşıyan her yapı, artık ya halktan yana saf tutacak ya da halkın vicdanında hükmünü kaybedecektir.
GÜNDEM
Az önceGENEL
Az önceGÜNDEM
Az önceSPOR
Az önceSPOR
Az önceSPOR
Az önceGENEL
1 dakika önce
1
Şırnak'ta ayakkabının içinde bulundu: Değeri 60 daire ediyor
2504 kez okundu
2
Yunus Baydar’dan Şeffaf Mesajlar:“Göle ve Ardahan İçin Büyük Projeler Yolda”
925 kez okundu
3
Karabük'te emeklilerin ücretsiz toplu ulaşım hakkı sınırlandırıldı
864 kez okundu
4
DEM PARTİ ARDAHAN İL ÖRGÜTÜ’NDEN TAŞIMACILIK TARTIŞMASINA İLİŞKİN AÇIKLAMA
810 kez okundu
5
Rozet Değişti, Yön Kayboldu: Gökhan Budak’ın AKP’ye Geçişi, Halkın Umudunu ve Emeğini Yaraladı
752 kez okundu