DOLAR 43,9641 0.06%
EURO 51,5132 -0.85%
ALTIN 7.624,802,55
BITCOIN 2901225-0.42198%
İstanbul

AZ BULUTLU

SABAHA KALAN SÜRE

Kadın Cinayetleri;

Kadın Cinayetleri;

Yaşadığımız çağda kadın cinayetlerinin azalması beklenirken, ne yazık ki geriye doğru bir ivme gözlemlenmektedir. Kadın; biyolojik olarak dişi insana verilen addır. Ancak sözlük anlamının ötesinde kadın, bireysel, toplumsal ve kültürel kimlikleri olan bir özne, toplumun kurucu ve dönüştürücü bir unsurudur.

ABONE OL
2 Mart 2026 14:37
Kadın Cinayetleri;
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Farklı kültürlerdeki değer yargıları, kadının toplum içindeki konumunu ve ona verilen değeri belirlemektedir. Kadına verilen değer, bir toplumun eğitim düzeyinin ve uygarlık anlayışının somut bir göstergesidir. Biyolojik farklılıkların toplumsal yaşamda artı ya da eksi değerler üzerinden eşitsizliğe dönüştürülmesi bilime ve insan haklarına aykırıdır.

Cinsiyetçi bakış açısı, Orta Çağ zihniyetinin günümüzde sürdürülmeye çalışılmasından başka bir şey değildir. Çağdaş insanın karanlık bir geçmişe doğru evrilmesi kabul edilemez. Dünyada ve ülkemizde kadın hakları mücadelesi büyük bedeller ödenerek yürütülmüş, kadınların özgürleşmesi yönünde önemli kazanımlar elde edilmiştir.

Bu mücadele, kadın ve erkek arasında bir savaş değil; eşit ve adil bir yaşam zemininin inşasıdır. Kadın ve erkek eşit değilse, hiçbir toplum gerçek anlamda aydınlığa çıkamaz. Dünyanın yaşanabilir bir yer olması için toplumsal cinsiyet eşitliğinin her birey tarafından benimsenmesi temel bir mihenk taşıdır.

Günümüzde zihinsel güç, bilgi, teknoloji ve bilimsel gelişmeler; fiziksel güç üstünlüğü anlayışını geçersiz kılmıştır. Erkeklerin kas gücüne dayalı üstünlük iddiası, modern çağın gerçekleriyle örtüşmemektedir.

Kadın cinayetlerinin ülkemizde yüksek oranlarda görülmesi kaygı vericidir. Sadece kınama mesajlarıyla bu sorunun azalmadığı, aksine her geçen gün artan sayısal verilerle ortadadır. Cinayetlerin nedenleri çok katmanlıdır: kültürel değer yargıları, dini inançların yanlış yorumlanması, ekonomik sorunlar, psikolojik etkenler ve toplumsal roller bu nedenler arasında sayılabilir.

Kapitalist sistem içinde kadının metalaştırılması, kadın bedeninin ve emeğinin bir “mal” gibi görülmesi, erkek egemen bakış açısını pekiştirmektedir. Bu anlayışta kadın, erkeğe ait bir varlık olarak görülmekte; onun üzerinde tasarruf hakkı olduğu düşünülmektedir. Kadını “kaybetme” duygusu, bazı erkeklerde psikolojik gerilimlere yol açmakta ve bu çarpık zihniyet, kadına yönelik şiddeti ve hatta cinayeti meşrulaştırmaya kadar varabilmektedir.

Diğer yandan, dinin siyasi iktidarlar tarafından kendi anlayışlarına göre yorumlanarak topluma dayatılması da kadın hakları açısından ciddi sorunlar yaratmaktadır. Örneğin, Afganistan’da kadınların eğitim hakkının yasaklanması, bu yaklaşımın somut bir göstergesidir.

Bir diğer sorunlu kavram ise “namus” anlayışıdır. Kadının erkeğin namusu olarak görülmesi ve başka bir kişi tarafından “kullanılmama” üzerinden değer biçilen bir anlayışın toplumda kabul görmesi ciddi bir zihniyet problemidir. Oysa namus; adalet, vicdan, doğruluk, yardımseverlik ve yurtseverlik gibi evrensel değerleri kapsayan geniş bir kavramdır. Bu gerçek anlam, ancak eğitim yoluyla topluma kazandırılabilir.

Adalet sistemi de bu sorunun çözümünde belirleyici bir rol oynamaktadır. İşlenen suçların ceza ve ödül mekanizmalarıyla karşılık bulması, sonuçları doğrudan etkilemektedir. Kadın cinayetlerinde caydırıcı cezaların yetersiz olması, suçun önlenmesinde olumsuz bir etki yaratmaktadır.

Duruşmaya takım elbise giyerek, kravat takarak veya tıraşlı bir şekilde katılan sanıkların “iyi hâl” indirimi alması kamu vicdanını yaralamaktadır. Kadın cinayetlerinde “iyi hâl” uygulamasının kapsam dışı bırakılması ve faillerin en ağır şekilde cezalandırılması, caydırıcılık açısından büyük önem taşımaktadır. Tasarlayarak cinayet işleyen bir failin, işlediği suça rağmen iyi hâl indirimi alması toplumsal adalet duygusunu zedelemektedir.

Yasaların eşit yaşam koşullarını sağlayacak biçimde gözden geçirilmesi ve gerekli düzenlemelerin ivedilikle yapılması hayati bir gerekliliktir.

Yaşam hakkı kutsaldır. Hiçbir egemen güç ya da kişi, bir insanın yaşam hakkını elinden alma yetkisine sahip değildir. Yaşam hakkı devredilemez, vazgeçilemez ve dokunulamaz temel bir insan hakkıdır.

 

Şenay Kızılateş

Eğitimci-Yazar -Sosyolog

 

 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

300x250r
300x250r