İşçinin Aidatıyla Büyüyen, Siyasetin Gölgesinde Yürüyen Sendikacılık
Sahi, emeğin ve hakkın savunucusu olması gereken sendikalar, bugün gerçekten ne kadar işçinin ve eğitimcinin yanında? Yoksa kendi varlıklarını sürdüren, üyelerinden kopuk birer bürokrasi çarkına mı dönüştüler? Bu sorunun cevabını bulmak için resmi iki farklı aynadan bakmak gerekiyor: Büyük şehirlerin devasa bütçeleri ve taşranın dar idari koridorları.
Büyük Şehirler ve Belediyeler: İşçiden Kopuk Devasa Bir Mali Çark
Büyük şehirlerde, il, ilçe ve belde belediyelerinde ya da dev kamu kurumlarında dönen sendikal mekanizmaya baktığımızda karşımıza ilk olarak devasa bir ekonomik güç çıkıyor. Bugün en düşük işçi sendikası aidatı bile aylık 2.000 TL sınırından başlıyor. Binlerce, hatta on binlerce üyesi olan sendikaların kasasında toplanan bu devasa bütçelerin akıbeti, ne yazık ki her zaman üyelerin yeterince görebildiği ve sorgulayabildiği bir şeffaflık düzeyinde değil. İşçiye danışılmadan, fikri alınmadan şekillenen mali ve idari düzen, sendikanın asıl sahibi olan üyelerin temsil gücünü ne ölçüde yansıtıyor, bunu sormak gerekiyor.
Belediyelerde çalışan işçilerin hakkını savunması gereken temsilcilerin ve yöneticilerin nasıl belirlendiği de bu tartışmanın önemli başlıklarından biri. Sendikal temsilin, işçinin iradesinden çok siyasi otoritelerin, belediye başkanlarının ya da dönemsel güç dengelerinin etkisi altında şekillenmesi, sendikaların bağımsızlığı açısından ciddi soru işaretleri yaratıyor.
Sendikacılık deneyimi ve işçi hakları mücadelesiyle yeterince bağ kurmadan önemli görevlere gelen isimlerin varlığı da ayrıca tartışılmalı. Çünkü sendikal koltuklar, herhangi bir siyasi yapının veya güç odağının kontrol alanı değil; doğrudan doğruya emekçinin hakkını savunmak için oluşturulmuş temsil makamlarıdır.
Hakları elinden alınan, haksızlığa uğradığını düşünen veya işten çıkarılan bir işçinin yanında hukuki ve manevi olarak durması gereken sendikaların temel görevi de tam olarak burada başlıyor. Sendikalar siyasi otoriteler karşısında bağımsızlığını koruyamadığında, işçinin hakkını savunmak yerine siyasetin onayını arayan yapılara dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.
Taşra Yapılanması: Göle ve Ardahan’da Liyakat Tartışması
Büyük şehirlerde işçinin sırtından toplanan aidatlarla ciddi ekonomik büyüklüklere ulaşan bu yapı, taşranın küçük ve herkesin birbirini tanıdığı dar koridorlarında ise farklı bir sorunla karşı karşıya kalıyor: Liyakat, temsil ve kadrolaşma tartışması.
İşte tam da bu noktada merceği kendi evimize, Ardahan ve Göle eksenine çevirmek gerekiyor.
Son dönemde Göle kamuoyunun malumu olan Milli Eğitim merkezli krizleri hep birlikte endişeyle izliyoruz. Göle Yatılı Bölge Ortaokulu (YİBO) ve İstanbul Borsa Okulu gibi eğitim kurumları arka arkaya kapatılırken bu tartışmaların içerisinde sendikaların sesi ne kadar duyuldu?
Baştan aşağı yenilenen okulların kapısına kilit vurulup ilçedeki eğitim alanları daralırken, Sağlık Lisesi gibi kurumlar taşınma sorunlarıyla karşı karşıya kalırken, üyelerinin ve öğrencilerin yaşadığı sorunları gündeme taşımak sendikaların görev alanında değil mi?
Kış memleketi olan bu coğrafyada ulaşım ve taşımalı eğitim sorunları da giderek büyüyor. Zorlu kış şartlarında çocukların güvenli bir şekilde eğitime erişimi konusunda yaşanan sorunlar ortadayken, Milli Eğitim bünyesinde işletilen bazı birimlerde çeşitli sıkıntılar gündeme gelirken sendikaların bu meselelerde daha görünür ve daha güçlü bir tutum ortaya koyması gerekmiyor mu?
Dahası, okulların açılmasıyla birlikte güvenlik ve çevre düzenlemesi kadrolarındaki sorunlar da yeniden gündeme geliyor.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın belirlediği kontenjanda Ardahan’a ayrılan paya bakıldığında, neredeyse her iki okula bir personelin düştüğü bir tabloyla karşılaşıyoruz. Okulların hijyeni, çevre düzeni ve en önemlisi güvenliği için hayati öneme sahip bu alanda ciddi bir personel açığı bulunuyorsa, burada yalnızca personel alımı yapmak değil, bu açığın neden oluştuğunu ve nasıl giderileceğini de tartışmak gerekiyor.
Milli Eğitim bu açığı kapatmak için çeşitli personel alım ilanları açıyor.
İşte tam bu noktada sormak gerekiyor:
Bu ilanlar üzerinden işe alınanlar arasında gerçekten ihtiyaç sahibi olan kaç kişi var? Alımlar gerçekten adil, şeffaf ve ihtiyaca göre mi yapılıyor? Yoksa taşrada yıllardır tartışılan siyasi yakınlık, kişisel ilişkiler ve referans mekanizmaları bu süreçlerde etkili oluyor mu?
Küçük yerleşim yerlerinde bu soruların sorulması daha da önemli. Çünkü burada insanlar kimin kiminle yürüdüğünü, hangi yapılarla yakın ilişki içerisinde olduğunu ve hangi isimlerin hangi süreçlerde öne çıktığını yakından görüyor. Bu nedenle kamu personeli alımlarında şeffaflık ve liyakat yalnızca idari bir ilke değil, aynı zamanda toplumun kuruma olan güveninin temelidir.
İşin bir başka boyutu da milletvekillerinin ve siyasi temsilcilerin bu tartışmalardaki tutumudur.
İlçenin eğitim kurumlarıyla ilgili sorunlar büyürken, personel alımlarında adalet ve liyakat tartışmaları gündeme gelirken, milletvekillerinin bu başlıklara ilişkin daha güçlü ve görünür bir tutum ortaya koyması bekleniyor. Çünkü seçilmişlerin görevi yalnızca seçim dönemlerinde vatandaşın karşısına çıkmak değil; vatandaşın gündelik hayatını doğrudan etkileyen sorunlarda da söz söylemek ve hesap sormaktır.
Neyse ki ilçemizde bu gidişata itiraz eden siyasi sesler de var. Nitekim kapatılan okullarla alakalı olarak bazı siyasi partilerin ilçe başkanları ortak bir açıklama yaparak bu durumun yanlış olduğunu dile getirdiler; bu okulların kapatılmaması, aksine eğitim yuvası olarak devam etmesi gerektiğini savundular. Bu açıklamalar, ilçenin eğitim sorunlarının yalnızca idari koridorlarda değil, kamuoyunun önünde de tartışılması gerektiğini gösteriyor.
Fakat burada asıl sorulması gereken soru daha büyük:
Eğitim kurumlarının geleceği, öğrencilerin yaşadığı sorunlar ve eğitim çalışanlarının talepleri tartışılırken sendikalar ne kadarının gerçekten parçası?
Çünkü sendikacılık yalnızca toplu sözleşme dönemlerinde ya da üyelerin maaşlarına ilişkin görüşmelerde hatırlanacak bir faaliyet değildir. Sendikacılık, aynı zamanda kurumlarda adaletin, liyakatin ve çalışma barışının savunulması anlamına gelir.
Eğitimdeki yapısal sorunları, kapatılan okulları ve mağdur olan öğrencileri gündeminin merkezine almak yerine, kurumların idari koridorlarında kendi çevresini genişletme çabası içerisinde olduğu yönündeki eleştiriler, sendikaların toplumsal meşruiyeti açısından ciddi biçimde tartışılmalıdır.
Belirli sendikal yapıların yerel siyasi otoritelerle kurduğu yakın ilişkilerin, kurumlarda liyakat ve tarafsızlık konusunda soru işaretleri oluşturduğu da göz ardı edilmemeli. Bir sendikanın siyasi iktidarla, yerel yönetimle veya herhangi bir güç odağıyla kurduğu ilişki, üyelerinin hakkını savunma görevini gölgelememeli.
Daha da önemlisi; kendisine yakın olmayan, kurum içerisindeki sorunlara itiraz eden ya da siyasi baskı gördüğünü düşünen eğitim çalışanlarının soruşturma, görev değişikliği veya itibar kaybı gibi süreçlerle karşı karşıya kaldığı yönündeki iddialar varsa, bunların da mutlaka açık biçimde araştırılması gerekiyor.
Çünkü taşrada herkes birbirini tanıyor. İnsanlar hangi kurumda ne yaşandığını, kimin hangi konuda sustuğunu, kimin hangi meselede ses çıkardığını görüyor.
Tam da bu nedenle sendikaların kendisine şu soruyu sorması gerekiyor:
İşçinin ve eğitimcinin aidatıyla büyüyen bir yapı, önce kimin hakkını savunmalıdır?
Cevap aslında çok açık.
Sendikalar siyasi otoritelerin yanında değil, emekçinin yanında durmalıdır. Siyasi iktidarlarla kurulan ilişkiler, sendikal bağımsızlığın önüne geçmemelidir. Üyelerden toplanan aidatların nasıl kullanıldığı şeffaf biçimde açıklanmalı; temsil makamları liyakat ve üyelerin iradesiyle şekillenmeli; kamu kurumlarında ise siyasi yakınlık değil, hak, hukuk ve liyakat esas alınmalıdır.
Göle’de de Ardahan’da da Türkiye’nin başka kentlerinde de tartışılması gereken mesele tam olarak budur.
Çünkü sendikacılık, bir koltuk meselesi değil; emekçinin hakkını savunma meselesidir.
Ve işçinin ödediği aidatlarla ayakta duran hiçbir sendikal yapı, işçinin kendisinden daha büyük değildir.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.