Bugün ise ne yazık ki toplumsal ilişkilerimizin önemli bir kısmı ilkelere göre değil, kişilere göre şekilleniyor. Bu yüzden eleştiri kültürü gelişmiyor, sorgulama zayıflıyor, toplum adına hareket ettiğini söyleyen birçok yapı zamanla dar çevre ilişkilerine teslim oluyor.
Oysa gerçek toplumsallık; muhafazakâr, sosyalist, demokrat, milliyetçi ya da devrimci olmakla sınırlı değildir. Gerçek toplumsallık; hangi kimlikten olursa olsun adaletsizliğe karşı çıkabilmek, yanlış yapanı “bizden” diye korumamak ve toplumu kişisel ilişkilerin önünde tutabilmektir.
Çünkü ahlaklı, vicdanlı ve toplumsal sorumluluk sahibi olmadan hiçbir siyasi söylemin gerçek bir karşılığı yoktur.
GÖLE’DE PARTİ DEĞİŞTİRMEK DEĞİL, İLKE DEĞİŞTİRMEK TARTIŞILMALIDIR
Bir belediye başkanı düşünelim… Göle’de insanlar büyük umutlarla onu destekliyor. Mücadele veriyor, çalışıyor, değişim için emek harcıyor. Çünkü insanlar artık alışılmış düzenin dışına çıkılmasını istiyor.
Ama sonra ne oluyor? O kişi çeşitli gerekçelerle partisinden ayrılıp başka bir siyasi yapıya geçiyor.
Burada asıl mesele sadece parti değiştirmek değildir. Asıl mesele ilkelerdir.
Eğer gerçekten seçildiği partiyle ideolojik, siyasal ya da ahlaki bir sorun yaşıyorsa yapılması gereken şey açıktır: Çıkar, topluma açık şekilde konuşur. Eleştirisini yapar. Neden ayrıldığını anlatır. Bağımsız bir siyasal duruş sergiler. Ve halkın vicdanına güvenir.
Bu toplumsal bir duruştur. Bu ilkesel bir tavırdır.
Ama kişi bunu yapmak yerine doğrudan başka bir siyasi yapının içerisine geçiyorsa, burada toplumun sorgulaması gereken ciddi bir ilkesizlik vardır. Hele ki geçilen siyasi yapı yıllardır o bölgede etkin olmasına rağmen halkın temel sorunlarına çözüm üretememişse, burada artık “toplum yararı” söylemi inandırıcılığını kaybetmeye başlar.
Çünkü o zaman mesele değişim değil, siyasal konforun devamı hâline gelir.
Ve asıl sorgulanması gereken de şudur: Göleliler neden bu kadar kolay unutuyor? Neden insanlar umut bağladıkları kişilerin değişimini sorgulamak yerine, sadece makamlarına göre tavır almaya devam ediyor?
PARTİSİNİ DEĞİL, ONU SEÇENLERİ DEĞİŞTİRENLER
Sorun sadece parti değiştirenlerde değildir.
Bir de partisini değiştirmeyen ama zamanla kendisini seçen topluma yabancılaşanlar vardır.
Özellikle metropollerde Belediye Başkanı veya Meclis Üyesi seçilen bazı Göle’li isimler üzerinden bu durum çok net görülmektedir. Başlangıçta halkçı, ilerici, demokrat ya da toplumcu söylemlerle ortaya çıkan bazı isimler; makam sahibi olduktan sonra yüzünü sokağa değil, dar ilişki ağlarına dönmektedir.
Kendisini seçen insanlarla bağ kurmak yerine; Yakın çevresiyle, Feodal bağlarla, Ekonomik ve siyasi çıkar ilişkileriyle hareket etmeye başlamaktadır.
İşte asıl kırılma burada yaşanmaktadır.
Çünkü kişi partisini değiştirmese bile, eğer onu seçen toplumsal iradeyi değiştiriyorsa; yani halktan kopup küçük çevrelerin temsilcisine dönüşüyorsa, burada da ciddi bir siyasal çürüme vardır.
Devrimcilik, demokratlık ya da ilericilik sadece söylemle olmaz. Eğer bir yönetici toplumla bağ kuramıyor, Yüzünü sokağa dönemiyor, Eleştiriye tahammül göstermiyor, Ve sadece koltuğunu koruyacak ilişkiler üretmeye çalışıyorsa; Burada ortaya çıkan şey halkçı siyaset değil, makam merkezli siyasettir.
Çünkü gerçek toplumculuk; toplumun içinde kalabilmekle mümkündür.
MAKAMLARDA OTURUP TOPLUMA YABANCILAŞAN BÜROKRATLAR
Bu tartışma sadece siyasetçiler için de geçerli değildir.
Yıllardır çeşitli kurumlarda görev yapan, bürokrat kimliği taşıyan ya da toplum adına önemli konumlarda bulunan birçok kişinin de artık sorgulanması gerekiyor.
Çünkü bazı insanlar makam sahibi olduktan sonra toplumdan tamamen kopuyor. Sadece protokol içerisinde görünen, Halkın gerçek sorunlarına temas etmeyen, Sokaktan uzak yaşayan, Eleştiriye kapalı bir anlayış oluşuyor.
Oysa bir toplumun içerisinden çıkıp belli görevlere gelen insanların öncelikli sorumluluğu kendi toplumuna yabancılaşmamak olmalıdır.
Ama bugün baktığımızda birçok kişi bulunduğu makamı toplumsal sorumluluk alanı olarak değil, kişisel prestij alanı olarak görüyor.
Halkın sorunlarına çözüm üretmek yerine; Kendi çevresini büyütmeye, İlişkilerini güçlendirmeye, Makamını koruyacak dengeler oluşturmaya çalışıyor.
Ve ne yazık ki toplum da çoğu zaman buna sessiz kalıyor.
“BİZDEN” DİYE SUSMAK, TOPLUMSAL ÇÜRÜMENİN BAŞLANGICIDIR
Toplumların en büyük çıkmazlarından biri şudur: Yanlış yapanları sırf “bizden” diye savunmak.
Oysa bir insanın aynı memleketten olması onu eleştirilemez yapmaz. Tam tersine, en sert eleştiri en yakın olana yapılmalıdır.
Çünkü gerçek sahiplenme yanlışları gizlemek değil, yanlışlarla yüzleşmektir.
Bugün birçok insan yanlışları görüyor ama konuşmuyor. Çünkü ilişkiler bozulmasın isteniyor. Çünkü küçük çıkar dengeleri kaybedilmek istenmiyor. Çünkü insanlar toplumsal tavır almaktan çok bireysel konforlarını korumayı tercih ediyor.
Ve tam da bu yüzden aynı sorunlar yıllardır tekrar ediyor.
Eleştiri kültürü olmayan toplumlarda zamanla biat kültürü oluşur. Biat kültürü oluştuğunda ise liyakat değil sadakat konuşulur. Ve bunun sonucunda toplumun ortak geleceği birkaç kişinin siyasi hesaplarına teslim edilir.
DERNEKLER TOPLUMUN MU?, YOKSA SADECE TABELA MI TAŞIYOR?
Bugün en ciddi tartışma alanlarından biri de derneklerdir.
Bir dernek, adını taşıdığı toplumun ortak sesi olmak zorundadır. Eğer bunu yapmıyorsa, sadece tabela taşımış olur.
Örneğin adı “sosyal yardımlaşma” olan bir dernek düşünelim… Ama sosyal yardımlaşmadan çok başka ilişkilerle ilgileniyor. Toplumun gerçek sorunlarını konuşmuyor. Eğitim, kültür, gençlik ve gelecek üzerine kafa yormuyor.
Şimdi gerçekçi olmak gerekiyor: Eğer bir köyde insanlar hâlâ 3-4 Aylığına başka illerden gelen çobanlara yüksek ücretler ödeyebiliyorsa, demek ki o köy tamamen yoksulluk içerisinde değildir. O zaman sürekli erzak kolileri, öğrencilere kıyafet v.s. Aynı yardım söylemleri yerine, artık o köyün eğitimine, kültürüne, gençliğine ve geleceğine yatırım yapılması gerekir.
Çünkü mesele sadece ekonomik yardım değildir. Mesele toplumsal gelişimdir.
Bugün metropollerde de gerçekten açlık sınırında yaşayan aile sayısı çok fazladır.Ama artık sadece yardım kolileriyle siyaset üretmek yerine; Gençlerin eğitimine, Kültürel üretime, Bilimsel çalışmalara, Toplumsal dayanışmaya, Yeni yaşam alanlarına yatırım yapmayı ve sorunları, kolaycı değil gerçek yöntemlerle çözmek gerekiyor.
Ama ne yazık ki birçok dernek hâlâ siyasi yapıların gölgesinde hareket ediyor. Maddi destek ilişkileri nedeniyle eleştirel duruşlarını kaybediyor. Bu yüzden yanlış yapan siyasetçiler hâlâ alkışlarla karşılanıyor. Topluma fayda üretmeyen isimler hâlâ “değerli misafir” gibi sunuluyor.
Oysa gerçekten toplumsal bir duruş sergilenecekse ölçü nettir: Bir dernek, adını taşıdığı toplumun sorunlarına ne kadar sahip çıkıyorsa o kadar değerlidir.
Bunun dışındaki her şey görüntüdür.
GÖLE’DE GERÇEKTEN “BİZ” OLABİLMEK
Belki de artık kişileri değil, anlayışları tartışmanın zamanı gelmiştir.
Çünkü mesele sadece kimlerin seçildiği değil; Seçilenlerin nasıl değiştiği, Toplumun neden sessiz kaldığı, İnsanların neden hâlâ kişilere bağlı siyaset üretmeye devam ettiği meselesidir.
Göle’de gerçekten “biz” olabilmek için; Kişilere değil ilkelere bağlı bir toplumsal kültür oluşturmak gerekiyor. Eleştiriyi hakaret değil, toplumsal sorumluluk olarak görmek gerekiyor. Ve en önemlisi de toplum adına konuşan herkesi sorgulayabilmek gerekiyor.
Çünkü sorgulanmayan her güç zamanla kendisini toplumun üstünde görmeye başlar.
Ve toplumun sustuğu yerde; Ortak vicdan değil çıkar ilişkileri, Toplumsal dayanışma değil kişisel hesaplar, “Biz” duygusu değil sessizlik büyür.
GÜNDEM
Az önceGENEL
Az önceGENEL
Az önceGÜNDEM
Az önceSPOR
1 dakika önceGÜNDEM
40 dakika önceGENEL
41 dakika önce
1
İmamoğlu: Her sesin özgürlüğünde yaşıyor Cumhuriyet
4198 kez okundu
2
İşe alımlarda skandal 'rüşvet' iddiası! AKP’lilere parayı getir, işi kap
3971 kez okundu
3
İzmir BB. yolsuzluk davasında 5 tahliye!
3942 kez okundu
4
Firuz Mutlu Apartmanı davası ertelendi
3579 kez okundu
5
Bisikletli gençler Sumud Filosu için pedallayacak
3289 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.