Çünkü insanlık tarihi, yaşarken değeri bilinmeyen yazarların, şairlerin, ressamların ve bestecilerin hikâyeleriyle doludur.
Franz Kafka’nın eserlerinin büyük bölümü yaşarken neredeyse hiç ilgi görmedi. Ölmeden önce dostu Max Brod’dan bütün yazdıklarını yakmasını istedi. Bugün ise dünya edebiyatının en büyük isimlerinden biri kabul ediliyor.
Emily Dickinson yaşarken yalnızca birkaç şiir yayımlayabildi. Ölümünden sonra bulunan yüzlerce şiiri, onu Amerikan edebiyatının en önemli şairlerinden biri yaptı.
Herman Melville’in “Moby Dick” romanı yayımlandığında başarısız sayıldı. Yıllar sonra dünya klasikleri arasına girdi.
Vincent van Gogh yaşamı boyunca yalnızca birkaç tablo satabildi. Açlık, yoksulluk ve ruhsal sıkıntılar içinde yaşadı. Bugün eserleri dünyanın en değerli sanat yapıtları arasında.
Johann Sebastian Bach öldüğünde büyük ölçüde unutulmuştu. Müziğinin gerçek büyüklüğü yıllar sonra anlaşıldı.
Demek ki bir sanatçının değeri, yaşarken kaç kitap sattığıyla, kaç kişinin imza gününe geldiğiyle ya da sosyal çevresinin genişliğiyle ölçülemez.
Yazar olmak, öncelikle yazmayı sevmektir.
Yazmak, çoğu zaman alkış almak için değil; insanın kendini anlaması, düşüncelerini olgunlaştırması ve dünyaya bir iz bırakması için yapılan uzun bir yolculuktur. İnsan yazdıkça gelişir. Yazdıkça dili güçlenir, düşüncesi derinleşir. Bu yüzden yazmak aynı zamanda insanın kendini eğitmesidir.
Elbette okumadan iyi yazılamaz. Her güçlü kalemin arkasında binlerce sayfalık okuma vardır. Yazan insan, aynı zamanda iyi bir okurdur. Geçmişin büyük ustalarını tanır, onlardan beslenir ama sonunda kendi sesini bulur.
Bir yazarın kendini tanıtması da ayıp değildir. Tarihin birçok döneminde yazarlar açlıkla mücadele etmiş, gündüz ağır işlerde çalışıp geceleri yazmaya devam etmiştir. Kimi öğretmenlik yapmış, kimi memurluk, kimi işçilik… Çünkü kalem karın doyurmuyordu. Buna rağmen yazmaktan vazgeçmediler. Yazmak onlar için bir meslekten önce bir yaşam biçimiydi.
Toplumun bugün sizi görmemesi, yarın da görmeyeceği anlamına gelmez. Sanatın değeri çoğu zaman çağını aşınca anlaşılır.
Bu yüzden “Sadece eşin dostun okuyorsa yazar değilsin.” demek doğru değildir. Nice büyük yazarın ilk okurları ailesi bile olmamış, hatta bazıları aileleri tarafından anlaşılmamış, dışlanmış, yalnız bırakılmıştır. Kimi boşanmış, kimi yoksulluk çekmiş, kimi eserlerini bastıracak para bulamamıştır. Ama yine de yazmıştır.
Çünkü gerçek yazar, önce yazdığı için yazardır.
Okur onu bugün keşfeder ya da elli yıl sonra… Bu, onun yazarlığını değiştirmez.
Kalemin değeri, satış rakamlarından önce samimiyetinde, emeğinde, birikiminde ve zamana direnebilmesindedir. Edebiyat, piyasanın değil; zamanın verdiği hükümle kalıcı olur.
Bu nedenle yazmaktan vazgeçmeyin. Okuyun, araştırın, düşünün ve yazın. Çünkü gerçek yazarı alkış değil, zaman büyütür.
GÜNDEM
9 gün önceSPOR
9 gün önceGENEL
9 gün önceGENEL
9 gün önceGENEL
9 gün önceGENEL
9 gün önceGÜNDEM
9 gün önce
1
Trump’tan seçim sonrası ilk mülakat
7894 kez okundu
2
Avusturya başbakanı Sebastian Kurz ile ilgili bilinmeyenler
4769 kez okundu
3
Joe Biden 6 aylık hedeflerini açıkladı. Senato buz gibi…
2873 kez okundu
4
Putin’den Ermenistan’ı yıkan açıklama: Karabağ Azerbaycan’ın ayrılmaz bir parçasıdır!
1986 kez okundu
5
Kıvanç Tatlıtuğ’dan evliliğine dair çok çarpıcı röportaj.
1884 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.