Göle halkı bugün çok net bir mesaj vermektedir: Kişisel hesaplaşmalarınızı, makam kavgalarınızı ve egolarınızı İstanbul’da bırakın. Göle’ye huzursuzluk taşımayın. Eğer birbirinizle çözemediğiniz meseleleriniz varsa, bunu memleketin festivaline, sokaklarına ve insanlarına taşıyarak Göle’nin adını kirletmeye kimsenin hakkı yoktur.
Daha da düşündürücü olan ise şudur: Keşke bu öfke, bu kararlılık ve bu mücadele, Göle’nin yıllardır çözülemeyen sorunları için ortaya konsa…
Keşke bu insanlar, Göle’nin her geçen yıl biraz daha boşalan köyleri için kavga etselerdi…
Keşke gençlerin göç etmek zorunda kalmaması için mücadele etselerdi…
Keşke hayvancılığın çöküşünü durdurmak, üreticinin sesini duyurmak, işsizliğe çözüm üretmek, doğanın talanına karşı durmak, eğitim ve sağlık hizmetlerini geliştirmek için aynı kararlılığı gösterselerdi…
O zaman hiç kimsenin söyleyecek sözü olmazdı.
Ama ortada böyle bir mücadele yok. Bir tarafın “Göle’nin sorunlarını birlikte çözelim” dediği, diğer tarafın da buna engel olduğu bir tablo da yok. Göle’nin sosyal, ekonomik ve ekolojik geleceği adına verilen ilkesel bir kavga hiç yok. Ne yazık ki görülen; kişisel hesapların, güç mücadelelerinin ve koltuk tartışmalarının memleketin önüne geçirilmesidir.
Yıllardır “birlik ve beraberlik” söylemleriyle kürsülere çıkanların, memlekete geldiklerinde birbirlerine saldıracak noktaya gelmeleri, söyledikleriyle yaptıkları arasındaki çelişkiyi bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır.
Göle halkı artık sadece konuşan değil, üreten; sadece fotoğraf veren değil, çözüm üreten; sadece makam kavgası yapan değil, memleket kavgası veren insanlar görmek istiyor.
Çünkü acı gerçek şudur: Yıllardır büyük iddialarla faaliyet gösteren bu yapıların, Göle’nin kronik sorunlarının çözümüne yönelik kalıcı ve somut katkıları konusunda toplumun hafızasında güçlü örnekler yoktur. Buna karşılık kavga, ayrışma ve polemiklerle gündeme gelmeleri, dernekçilik anlayışını ciddi biçimde tartışılır hâle getirmektedir.
Festival; kardeşliğin, dayanışmanın ve memleket özleminin yaşandığı günler olmalıdır. İnsanların hafızasında müzikler, sohbetler ve güzel anılar kalması gerekirken, bugün kavga ve utanç konuşuluyorsa, bunun sorumluluğunu herkes taşımalıdır.
Göle hiç kimsenin kişisel hırslarının sahnesi değildir. Bu memleket, egoların değil; ortak aklın, emeğin ve dayanışmanın memleketidir.
Bugün yaşananlardan sonra artık herkesin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor: Göle’ye gerçekten ne kazandırdık? Eğer bu soruya verilecek en güçlü cevap kavga ve kutuplaşmaysa, ortada ciddi bir özeleştiri ihtiyacı vardır.
Çünkü bu kavganın kazananı yoktur. Kaybeden; Göle’nin itibarı, festivalin ruhu ve huzur içinde bir araya gelmek isteyen Göle halkı olmuştur.
Yaşanan son gelişmelerden sonra ek olarak belirtmek gerekir ki; kavganın ardından araya girenlerin girişimiyle bir barış yemeği düzenlenmiş olabilir. Bu, elbette olumlu bir adımdır. Ancak asıl soru şudur: İstanbul’dan gelenler birkaç gün sonra dönecek. Peki ya Göle’de yaşamaya devam eden insanlar? Bugün yaşanan gerilimin yarın yeniden alevlenmeyeceğinin, aynı kırgınlıkların Göle’nin sokaklarına ve insan ilişkilerine yansımayacağının garantisini kim verebilir? Asıl sorumluluk, sadece kavga ettikten sonra barış fotoğrafı vermek değil; memlekete hiçbir zaman böyle bir ayrışmanın tohumunu ekmemektir.
GÜNDEM
20 Ağustos 2026SPOR
20 Ağustos 2026GENEL
20 Ağustos 2026GENEL
20 Ağustos 2026GENEL
20 Ağustos 2026GENEL
20 Ağustos 2026GÜNDEM
20 Ağustos 2026Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.